DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK: TASARIM, SİSTEMLER VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÜZERİNE
Esra YAZDIÇ DEMİR – TTGV Kurumsal İletişim ve Medya Yöneticisi
Sürdürülebilirlik bugün yalnızca bir kriz başlığı değil; aynı zamanda dünyayı yeniden hayal etmek ve kurmak için elimizdeki en büyük tasarım problemi. Malzemeler değişiyor, teknolojiler dönüşüyor, insanlık bilgi dağarcığını geliştiriyor ve bilgi kaynaklarını çeşitlendiriyor ama asıl soru aynı kalıyor: Geleceğimizi nasıl tasarlayacağız?
İşte bu sorunun peşinde uzun yıllardır hem bilimsel hem pratik bir yolculuk sürdüren bir isim var: Finlandiya Aalto Üniversitesi Sürdürülebilir Tasarım ve İnovasyon Bölümü’nden Doç. Dr. İdil Gaziulusoy.
Çocukken yeşeren çevre merakı, onu zamanla tasarım, sistem düşüncesi ve sürdürülebilirlik biliminin kesiştiği bir uzmanlık alanına hemen ardından ise ürün ölçeğinden sosyoteknik sistemlere kadar uzanan dönüşümlerin nasıl mümkün olabileceğine dair en bütüncül çalışmaları yürüten bir araştırmacıya dönüştürmüş.
Bu röportajda Gaziulusoy ile tasarım disiplininin nasıl evrildiğini, eko tasarımın gerçek sınırlarını, döngüsel ekonominin yanıltıcı rahatlığını ve sürdürülebilirlik geçişleri için hangi düşünsel çerçevenin gerekli olduğunu konuştuk. Çünkü geleceği değiştirmek, ancak onu yeniden tasarlayarak mümkün.
İdil Hanım, araştırmacı, eğitimci ve uygulayıcı olarak sürdürülebilirlik geçişleri, tasarımın sistemik rolü ve tasarımın dönüşümsel gücü üzerine çalışıyorsunuz. Bu alana yönelmenizdeki temel motivasyon neydi?
Bu alana yönelmemde hem uzun hem kısa hikâyeler var. Kısasını anlatayım: Çocukluğumda dünyanın çevresel ve sosyal sorunlarına çok ilgi duyardım. Annem burada başat rol oynadı; Birleşmiş Milletler'in Türkiye branşının kütüphanecisiydi ve yazlarımı büyük ölçüde o kütüphanede geçirdim. Çok küçük yaşta çevresel ve sosyal sorunlarla tanıştım ve bunlarla ilgili bir şeyler yapmak istediğimi biliyordum.
Önce mühendislik okudum ancak insan odaklı olmayan mühendislik eğitimi beni tasarım alanında master yapmaya yöneltti. Master eğitimi sırasında kütüphanede “Green Design” adlı bir kitapla tanışmam benim için bir başlangıç oldu. Ardından sistemsel düşünceye geçtim ve doktora sürecinde sürdürülebilirliği bilimsel olarak anlamaya odaklandım. Masterımı bitirdikten sonra o zaman yeni ve küçük ama şimdilerde İngiltere’de bile ofisi bulunan bir danışmanlık firması olan Ekodenge’de çalıştım; hem endüstriye eğitimler verdik hem danışmanlık yaptık, hem de AB Çevre Mevzuatı'nın Türkiye’ye uyumlaştırılması projelerinde bulunduk. O dönemde fark ettim ki mevcut politikalar bazı şeyleri iyileştirebilir ama sürdürülebilirliğe ulaşmamızı sağlayacak politikalar değildi.
Doktoramı sürdürülebilirlik biliminde sürdürmeye karar verdim ve Yeni Zelanda’da Auckland Üniversitesi’nde sistemsel dönüşümlerle ilgili derinlemesine çalıştım. Sistemleri ve dönüşüm teorilerini öğrendikten sonra bunları ürün geliştirme ve tasarıma bağladım; uzun vadeli dönüşümler ve firma stratejileri çerçevesinde tasarımsal çözümleri ortaya çıkaracak bir senaryo metodu geliştirdim.
“Sürdürülebilirlik için tasarım” kavramı bugün nasıl bir evrim geçirdi?
İngiltere Brunell Üniversitesi’nden bir araştırma işbirlikçim ile uzun yıllardır sürdürülebilirlik için tasarım alanının gelişimini inceliyoruz. Sistematik olarak ele alınması 1980’lerde başladı, 1990’larda iyice oturdu. Başlangıçta zararlı bir malzemenin daha az zararlı bir alternatifiyle değiştirilmesi ya da ürün parçalarının daha verimli hale getirilmesi gibi küçük ölçekli yaklaşımlar ön plandaydı.
Kitabımız Design for Sustainability: A Multi-level Framework from Products to Socio-technical Systems’te beş inovasyon seviyesinden bahsediyoruz; altıncı seviyenin de oluşmakta olduğunu gözlemledik. Yani sürdürülebilirlik için tasarım, yıllar içinde tekil problem odaklı yaklaşımlardan daha sistemsel ve stratejik bir yaklaşıma doğru evrildi.
Dönüşüme dair yeni konseptler geliştirmeliyiz
Eko tasarım günümüzde çok konuşulan bir yaklaşım. Ancak eko tasarım, sürdürülebilirlik sorununu çözmede yeterli mi? Sürdürülebilir bir geleceğe ulaşmak için eko tasarımın yeterli olmadığını düşünürsek, alanın eksiklerini ve bu çerçevede nasıl bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini — sizin eko tasarımı spesifik tanımlama biçiminizi de dikkate alarak — nasıl değerlendirirsiniz?”
Eko tasarımın çok fazla gündemde olmasının nedeni Avrupa Birliği'nin eko tasarım direktifi. Biz eko tasarım diye bahsetmiyoruz. Biz sürdürülebilirlik için tasarım ya da sürdürülebilirlik için inovasyondan bahsediyoruz. Bu eko tasarımı da eko tasarımın ötesindeki yaklaşımları da kapsıyor. Eko tasarım sürdürülebilirlik için tasarım çerçevesinde çok temel bir yaklaşım. Çünkü ürün odaklı olmaktan ürün-yaşam-döngüsü odaklı olmaya yönelik. Ayrıca ilk analiz yöntemlerinin ve hâlâ da çok önemli çevresel analiz yöntemlerinin geliştirilmesine önayak olmuş bir yaklaşım. Özellikle ürün tasarımı çerçevesinde mevcut olması gereken bir yaklaşım ama sürdürülebilir geleceklere ulaşmamız için yeterli değil. Artık sistemsel dönüşümlerden bahsediyoruz. Sosyoteknik-ekolojik sistemlerin dönüşmesi için neler yapılması gerektiğine dair tasarım yaklaşımlarından, inovasyon yaklaşımlarından bahsediyoruz. Eko tasarım odaklı sürdürülebilirlik inovasyon stratejileri, şu anda içinde bulunduğumuz iklim krizi, bioçeşitlilik krizi vs. gibi çok sistemsel, çok meta problemleri çözmemiz için yeterli bir yaklaşım değil. Mesela arabalarla ilgili konuşabiliriz. Otomobiller şimdi elektrikli olmaya başladı. Elektrikli otomobiller maalesef iklim krizini, biyoçeşitlilik krizini aşmamıza yeterli çözümler değil. Bizim aslında mobilite sistemlerini dönüştürme üzerine kafa yorup, yeni mobilite sistem konseptleri geliştirip, o konseptler içinde ne gibi ürünler, ne gibi politikalar, ne gibi davranışlar olmalı diye düşünüp onları ortaya çıkaracak bir takım yaklaşımlarda bulunmamız gerekiyor.

Döngüsel tasarım sonsuz tüketim anlamına gelmez
Döngüsel tasarım ve ekonomi son 10–15 yılda popülerleşti, ancak aslında 30–40 yıldır teorik ve pratik olarak ele alınıyor. Bunu çevresel problemlerin etkilerinin hissedilmesinin artmasına ve tabii ki döngüsellikle ilgili bir takım politikaların ortaya çıkmasına bağlıyorum. Ayrıca döngüsellik sürdürülebilir üretim ve tüketim sistemlerinin zaten olmazsa olmaz bir parçası. Biz sürdürülebilir bir üretim ve tüketim sisteminden bahsediyorsak o zaten döngüsel olmak zorunda. Gerçek anlamda döngüsel tasarımdan bahsedebilmemiz için lineer üretim tüketim sistemlerimizi ve aşırı tüketime dayalı ekonomik sistemimizi dönüştürmemiz gerekiyor. Döngüsel tasarımın en başta gelen yaklaşımlarından bir tanesi cradle-to-cradle (beşikten beşiğe) tasarımdır. Bu tasarım yaklaşımının argümanlarından bir tanesi teknik bileşenleri teknik döngülerde, biyojik bileşenleri biyojik döngülerde döndürdüğümüz sürece biz sonsuzca tüketebiliriz. Hayır, bu kesinlikle doğru değil. Çünkü ürettiklerimizin hepsi biyolojik ya da teknik döngülerde sonsuzca dönüştürülebilir değil. Örneğin bir milyon tane tişört ürettik ve onlardan bir atık çıktı. Bu tişörtlerin dönüşüp tekrar hammade olması için yıllarca zaman ve oldukça geniş alan gerekecek. Döngüsel tasarım ya da döngüsel ekonomi ile sonsuzca tüketebiliriz mantığı birbiriyle örtüşmüyor. Tüketim kültürüne bir çözüm bulmamız lazım. Sosyoteknik-ekolojik sistem vizyonu geliştirmeden döngüsel tasarımın etkili olması mümkün değil.
Eko tasarımın sınırları yeniden tanımlanmalı mı?
Bence tanımların değişmesine gerek yok. Eko tasarım hâlâ ürün yaşam döngüsü çerçevesinde çevresel etkilerin azaltılması olarak ele alınmalı. Önemli olan, eko tasarımın sistemsel dönüşüm ve geçiş tasarımıyla ilişkilendirilmesi; firma stratejilerinin ötesinde, iş ekosistemleri çerçevesinde ele alınması. Dolayısıyla cevabım eko tasarım sınırları yeniden tanımlanmamalı olacak. Mevcut tanım üzerinde eko tasarım hakkında konuşmaya devam etmeliyiz. Fakat eko tasarım nelerle nasıl yaklaşımlarla desteklenmeli ki sürdürülebilir geleceklere ulaşmak için bir araçlar ekosisteminin parçası olmalı konusu önemli. Geçiş tasarımı, dönüşüm tasarımıyla ilişkilendirilebilir, ilişkilendirilmeli. Şirketler ve politika yapıcılar da aslında öncelikle nasıl sosyoteknik ekolojik sistemlere doğru hareket etmeliyiz sorusuna yanıt veren vizyonlar geliştirdikten sonra bu sosyoteknik-ekolojik sistemlere ulaşabilmek için mevcut araçlar neler, ne gibi yeni araçlar geliştirilmeli ve bunlar birbirlerini sistemsel olarak nasıl destekleyebilir soruları üzerine stratejik çalışmaları gerekiyor. Çünkü artık sistemsel inovasyondan bahsettiğimiz zaman firma içi strateji yapmak da yetersiz kalıyor. Firma inovasyon stratejilerinin ya da sistem inovasyon stratejilerinin iş ekosistemleri çerçevesinde ele alınması gerekiyor.
Mesele sanayi politikalarında
Peki, sürdürülebilirlik ve sanayi dönüşümü için kritik adım nedir?
Mesele sadece döngüsel tasarım değil. Sanayinin gerçekten dönüşmesi için ne gibi inovasyon politikalarının yaratılması gerektiği ve bu politika yapıcılarının liderliğini ellerine almaları gereken bir soru. Önce uzun vadeli dönüşüm vizyonları geliştirmeli, sonra araçları ve politikaları sistemsel olarak planlamalıyız. Firma ve politika yapıcıların yaklaşımı hâlâ çok reaktif; oysa dönüşüm çok büyük bir sistemsel dönüşüm ve kapsamlı inovasyon politikalarıyla desteklenmeli.
Röportaj videosu için tıklayın.

