Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı

Hazal AKBULUT BIYIK / TTGV Eko – Üretim Dönüşüm Programı / Program Uzmanı

 

Dünya genelinde sürdürülebilirlik politikaları son yıllarda önemli bir dönüşüm sürecine girdi. Bu kapsamda, Avrupa Komisyonu’nun 30 Mart 2022’de Sürdürülebilir Ürün İnisiyatifi’ni açıklamasının ardından 28 Haziran 2024’te Sürdürülebilir Ürünler için Eko Tasarım Tüzüğü (ESPR)’nün yürürlüğe girmesi ile birlikte üretim ve tüketim alışkanlıkları yeni bir çerçeve kazandı. T.C. Ticaret Bakanlığı’na göre, mevcut eko tasarım tüzüğünün etkileri enerji tüketen ürünlerle sınırlı olmaktan çıkarak gıda, yem ve medikal ürünler hariç AB pazarındaki neredeyse tüm ürünleri kapsamına alarak genişliyor ve bu sektörlerde etkileri giderek daha kritik hâle geliyor. Ayrıca eko tasarım kapsamındaki her ürün için Dijital Ürün Pasaportu zorunlu hâle geliyor. Bu yeni yaklaşım, ürünlerin çevresel etkilerinin şeffaf biçimde izlenmesi, geri kazanım süreçlerinin kolaylaşması ve tedarik zinciri boyunca veri erişilebilirliğinin artmasını hedefliyor. Hem KOBİ’ler hem de büyük ölçekli firmalar için bu dönüşümün yaratacağı etkiler ise önümüzdeki dönemin en önemli stratejik soruları arasında.

Kârlılık + Sürdürülebilirlik = Eko Tasarımın Yeni Formülü

Eko tasarım kavramı için yıllar içinde pek çok yaklaşım geliştirilmiş olsa da Karlsson ve Luttropp’un 2006 yılında ortaya koyduğu çerçeve özellikle sanayi için kritik bir gerçeği sade ama güçlü bir şekilde hatırlatıyor: Eko tasarım, ekonomiyi ve ekolojiyi aynı potada buluşturan bir tasarım anlayışı (bkz. Şekil 1). 

 

 

21. yüzyıldaki organizasyonların karşılaştığı en büyük zorluklar, hem kâr elde ederken sürdürülebilir ürünler geliştirme gerekliliği hem de bunun rekabet pozisyonlarını nasıl etkilediği. Sanayi kuruluşlarının karşısında sürdürülebilir ürünlerin artık sadece çevreye duyarlı bir tercih olmayıp küresel rekabette oyunun kurallarını değiştiren bir unsur olduğu gerçeği bulunuyor. Firmalar bir yandan kârlılıklarını korumak zorunda kalırken diğer yandan üretim süreçlerini sürdürülebilirlik kriterleriyle yeniden şekillendirmek durumunda. Bu ikili baskı, 21. yüzyılın en büyük stratejik sınavlarından birini oluşturuyor. Çünkü asıl soru, “Sürdürülebilir ürün geliştirmek mümkün mü?” olmaktan çıkıp “Bunu yaparken rekabet avantajını nasıl korur ve güçlendiririz?” sorusuna evriliyor [2]. 

 

Küresel Öncüler Yolu Açıyor: Küreselde Son Durum

Dünya genelinde pek çok öncü firma, eko tasarım ilkelerinin hayata geçirilmesinde önemli ilerlemeler kaydediyor. Bunlar arasında Sony, Philips, Electrolux, Xerox, IBM ve Kodak gibi küresel markalar, çevresel etkileri azaltmayı tasarım sürecinin merkezine alarak tüm sektörlere ilham veren uygulamalar geliştiriyor. Kodak’ın tamamen sökülüp yeniden kullanılabilir parçalarla tasarladığı fotoğraf makinesi ya da Dishlex’in enerji ve su tüketimini radikal biçimde düşüren bulaşık makinesi gibi örnekler, eko tasarımın inovasyonu teşvik eden yönünü açıkça ortaya koyuyor [3].

Araştırmalar, eko tasarım metodolojisi ile geliştirilen ürünlerin firmalara kısa vadede daha yüksek satış gelirleri ve artan satış hacmi sağladığını gösteriyor. Aynı zamanda birçok firmada değişken maliyetlerin düştüğü görülüyor. Bu etkinin özellikle KOBİ’lerde, B2B pazarda ve yaşam döngüsü yaklaşımıyla tasarlanan ürünlerde daha belirgin olması dikkat çekiyor. Ancak ürünlerin sabit maliyetlerinin başlangıçta daha yüksek olması, uzun vadeli kârlılık noktasında belirsizlik yaratıyor [4]. Malzeme dönüşümü, yaşam döngüsü analizleri, çevresel testler ve yeni tasarım süreçleri gibi aşamalar önemli bir ilk yatırım gerektirdiği için, bu durum özellikle KOBİ’ler üzerinde finansal baskı oluşturacak [3].

Tüm bunlara karşın, eko tasarım uygulamalarının sağladığı kurumsal imaj ve paydaş güveni firmalar için güçlü bir motivasyon kaynağı olmaya devam ediyor. Çevreye duyarlı üretim anlayışı, markaların itibarını belirgin şekilde güçlendiriyor; özellikle B2B pazarda firmaları “tercih edilen tedarikçi” konumuna taşıyor. Kurumsal müşterilerin çevresel performansı yüksek tedarikçilere yönelmesi, sürdürülebilirliğin hem müşteri tarafında hem yatırımcılar nezdinde güçlü bir güven unsuru hâline geldiğini gösteriyor.

 

 

Türk Sanayisi için Zorluklar ve Fırsatlar

Türkiye’de yapılan saha çalışmaları, tasarım ekiplerinin hâlâ birçok temel eko tasarım aracına ve metodolojisine yeterince hâkim olmadığını gösteriyor. Bu bilgi eksikliği, firmaların eko tasarımı stratejik bir hedef olarak benimsemesine rağmen uygulamada sınırlı ilerlemesine yol açıyor. Ancak asıl zorluk yalnızca teknik bilgiyle sınırlı değil; eko tasarımın doğası gereği hammadde seçiminden üretime, kullanım aşamasından ürünün geri dönüşümüne kadar tüm yaşam döngüsünü kapsaması, firmaların tüm değer zincirinde köklü bir dönüşüm yapmasını gerektiriyor. Bu da Türkiye’de hâlen bütüncül ve kontrollü ilerlemeyen tedarik zinciri yapısında ciddi bir uyum ihtiyacı ortaya çıkaracak.

Bu noktada ESPR’nin getirdiği Dijital Ürün Pasaportu, çevresel etkilerin ölçülmesi ve izlenebilirlik gereklilikleri Türk sanayisi için hem teknik hem finansal anlamda önemli bir sınav niteliğinde. Bu gereklilikler doğrultusunda firmaların yapması gerekenler TTGV’nin Eko-Üretim Dönüşüm Programı kapsamında yürütülen çalışma çıktıları ile birebir örtüşüyor. Bugüne kadar 130’dan fazla firmayla yürütülen çalışmalar sanayinin bu alanlarda önemli bir gelişim ihtiyacı bulunduğunu açık biçimde gösterirken öne çıkan projelerin çoğu eko tasarımın getirdiği gereklilikleri de kapsıyor. Sanayinin özellikle aşağıdaki başlıklarda kapasite artırımına ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor:

  • Geri dönüştürülebilir ve daha düşük emisyona neden olan hammadde kullanımının artırılması
  • Su ve enerjinin anlık izlenmesini ve raporlanmasını sağlayacak dijital altyapıların kurulması
  • Enerji verimliliği çalışmaları
  • Tedarik zincirinde sürdürülebilirlik ve risk yönetimi uygulamalarının güçlendirilmesi.

Tüm bu bulgular, ESPR’nin gerektirdiği dönüşümün yalnızca mevzuat uyumu değil, aynı zamanda Türkiye sanayisinin rekabet gücünü koruyabilmesi için stratejik bir altyapı yatırımı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Her ne kadar uyum gereklilikleri başlangıçta maliyet ve süreç baskısı oluştursa da eko tasarım, Türk sanayisi için önemli bir fırsat alanı da teşkil ediyor. İlk maliyet yatırımının yüksek olması özellikle KOBİ’leri zorlayacak olsa da uzun vadede AB pazarına erişimin temel koşulu hâline gelmesiyle her firmanın sürece adapte olması şart. Daha düşük kaynak tüketimi, verimlilik, ürün yaşam döngüsü boyunca azaltılmış çevresel etki ve artan ihracat avantajı; firmaların uzun vadede hem maliyetlerini düşürmesini hem de rekabet gücünü artırmasını sağlayabilir. Bu nedenle eko tasarım, firmalar açısından yalnızca bir uyum süreci değil; yeni pazarlara açılmanın, marka değerini güçlendirmenin ve yüksek katma değerli üretime geçmenin stratejik bir yolu olarak görülmeli.

 

[1]          R. Karlsson and C. Luttropp, "EcoDesign: what's happening? An overview of the subject area of EcoDesign and of the papers in this special issue," Journal of cleaner production, vol. 14, no. 15-16, pp. 1291-1298, 2006.

[2]          M. d. V. Segarra Oña, M. De-Miguel-Molina, and A. PAYA MARTINEZ, "A review of the literature on eco-design in manufacturing industry: Are the institutions focusing on the key aspects?," Review of Business Information Systems, vol. 15, no. 5, pp. 61-68, 2011.

[3]          T. Bhamra, "Ecodesign: the search for new strategies in product development," Proceedings of the Institution of Mechanical Engineers, Part B: Journal of Engineering Manufacture, vol. 218, no. 5, pp. 557-569, 2004.

[4]          S. Plouffe, P. Lanoie, C. Berneman, and M.-F. Vernier, "Economic benefits tied to ecodesign," Journal of Cleaner Production, vol. 19, no. 6-7, pp. 573-579, 2011.

 

 

TTGV e-bültenine katılmak ve
bizden haberdar olmak için
kayıt olabilirsiniz.