SELİN AFŞAROĞLU DERİNÖZ
Teknoloji Yatırım A.Ş.
Associate
AYÇA UYANIK
Teknoloji Yatırım A.Ş. Yatırım Analisti
2025’i noktalarken Teknoloji Yatırım Ekibi olarak Helsinki Slush 2025 etkinliğine katıldık. Organizasyonda ilgimizi çeken konuşmalardan ilki, The Upright Project’in kurucu ortağı Annu Nieminen’in kurucuların zihinsel dayanıklılığı üzerine yaptığı konuşmaydı. Helsinki merkezli, 45 kişilik bir etki ölçümleme şirketi olan The Upright Project’in sekiz yıllık kurucu ortaklarından biri olan Annu, sınırlı kaynaklarla büyük hedeflere koşmaya çalışan teknoloji girişimlerinin başında olmanın psikolojik açıdan neler gerektirdiğini ve bir kurucunun zihinsel olarak iyi olmadığı durumda hem performans gösterebilmesinin hem de süreçten keyif alabilmesinin mümkün olmadığını vurguladı. Biz de bu konuşmayı, özellikle girişim yolculuğunun başında olan kuruculara yol göstermesi amacıyla paylaşmak istiyoruz.
Bir şirket kurarken kurucunun zihinsel sağlığını korumak ve hatta bu süreçte gelişebilmek için paylaşılan dört önemli dersten ilki şöyleydi: Kurucu olmak, diğer liderlik rollerinden tamamen farklıdır. Bu farkın en temel nedeni, kurucunun kişisel kimliğinin çoğu zaman kendisiyle doğrudan ilişkili olmayan birçok şeyi temsil etmesi; özellikle de şirketin dışarıdan görünen tüm yönlerinin kurucunun kişisel kimliğiyle özdeşleştirilmesidir. Bu nedenle kurucu, yalnızca yönetim kurulunun ya da hissedarların iradesini yansıtmakla kalmaz; şirketin yaptığı, söylediği ve temsil ettiği her şey dışarıdan bakıldığında genellikle doğrudan girişimcinin karakterine atfedilir. Kurumsal bir şirkette üst düzey bir lider olsanız bile uygulanan strateji genellikle başkaları tarafından belirlenir, oysa erken aşama teknoloji şirketlerinde strateji kurucunun kendisidir. Başka bir deyişle, şirketin hem yönü hem de kimliği genellikle doğrudan kurucuyla bütünleşir.
Bu noktada Annu’nun kuruculara tavsiyesi; şirketin temsil ettiği sosyal kimliği ile kurucuların kendi gerçek kişiliklerini birbirinden ayırmayı öğrenmeleridir. Bu ayrım ne kadar erken yapılırsa, girişimcilik yolculuğunun o kadar sürdürülebilir ve sağlıklı olacağı vurgulanmakta, bu ayrım yapılmadığı takdirde ise, şirketteki her iniş çıkışın, kurucunun kendi kişisel değeriyle bağlantılı görülmeye başlanarak, kurucu olmanın getirdiği duygusal ve zihinsel yükün giderek ağırlaşabileceğinin altı çizilmektedir.
Yalnızlık ile baş etmek. Girişimciliğin ilk dönemlerinde, özellikle birden fazla kurucunun bulunduğu yapılarda, kurucuların yalnız hissetme olasılığının genellikle daha düşük olduğu belirtilmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden biri, aynı fikre gönülden bağlı kişilerle bir amaç uğruna neredeyse tüm zamanın birlikte geçirilmesinin, ekip 5–8 kişiyken herkesin aynı masada, aynı heyecan ve enerjiyle çalışmasının güçlü bir birliktelik duygusu yaratması olarak ifade edilmektedir. Ancak şirket büyüdükçe bu tablo çeşitli sebeplerle değişebilmektedir. Annu, ekip 30 kişiye ulaştığında hayatında hiç olmadığı kadar yalnız hissettiğini söylüyor. Bu duygu önce onda suçluluk duygusuyla birlikte: “Demek ki yeterince ulaşılabilir değilim, belki de fazla benmerkezci bir yönetici gibi davranıyorum…” diye düşündürmüş. Fakat zamanla bu yalnızlığın kişisel bir eksiklikten değil, kurucu olmanın doğasından kaynaklandığını anlamış. Bu noktada ona iyi gelen yaklaşımın benzer deneyimleri yaşayan diğer kurucularla temas etmek olduğu, hatta rakip şirketlerin kurucularıyla bile kurulan bu bağların rahatlama sağladığı olarak paylaşılmıştır.
Sorularla liderlik etmek. Bir kurucunun günde birkaç büyük, çokça orta ve onlarca küçük karar vermesi gerekiyor ve bu yoğun tempo içinde yalnızca cevap üretmeye odaklanmak kurucular için zaman zaman zihinsel olarak oldukça yıpratıcı olabiliyor. Annu bu noktada, ekibe her zaman doğrudan cevaplar vermek yerine, onların doğru cevaba kendilerinin ulaşmasını sağlayacak sorular sormayı öneriyor. Bu yaklaşımın hem ekip üyelerinin gelişimi için faydalı olacağını hem de kurucunun zihinsel dayanıklılığını artıracağını savunuyor. Benzer şekilde, kurucunun ekip üyeleri karşısında yanlış yaptığını hissetmekten korkmamasının hem ekibi rahatlatacağına hem de kurucunun üzerinizdeki baskıyı azaltıp, kuruculuk yolculuğunun da kolaylaştırdığını belirtmekte.
Son ders reddedilme duygusuyla başa çıkabilmek. Kurucuysanız neredeyse 7/24 bir şeyi satıyor veya pazarlıyorsunuz. Müşteriye ürününüzü, yatırımcıya şirketinizi ve kendinizi, genç yeteneklere vizyonunuzu… Bu nedenle sık sık reddedilme duygusuyla karşılaşmak kaçınılmaz oluyor ve bu durum kurucular için bazen oldukça zorlayıcı olabiliyor. Annu bu noktada şunu vurguluyor: “Reddedilmeyi sevmek zorunda değilsiniz, ama onunla yaşamayı öğrenmek zorundasınız.” Kendisi zor bir hedefe koşarken bu duyguyla baş etmek için “Bu fikre 10 kişi hayır desin, sonra devam edebilirim” gibi listeler hazırladığını söylüyor. Bu yaklaşım reddedilmenin etkisini hafifletirken kurucunun da motivasyonunu korumasına yardımcı olabileceği aktarılmıştır.
Umarız girişimcilik yoluna yeni başlayanlara ya da girişimci olmayı düşünenlere yol gösterebilecek; bu bilgileri bilen ancak hatırlamaya ihtiyaç duyan tecrübeli girişimciler için de hatırlatıcı ve faydalı bir paylaşım olmuştur.
