Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı

Erdem COŞKUN – TTGV İklim Öncüsü / WAT Motor Ar-Ge Grup Müdürü

 

İklim krizi ile mecburi bir dönüşüme girdik. Bunu herkes yaşamına adapte ederken TTGV olarak sizi çalışma alanınız ve alana sunduğunuz değer sonucunda “İklim Öncüsü” seçtik. Sizin iklim öncüsü olmadaki motivasyonunuz neydi? 

İklim krizi artık geleceğin değil, bugünün gerçeği; ekonomiyi, teknolojiyi ve toplumsal düzeni aynı anda dönüştüren bir kırılma noktası. Enerji sektörü ise bugünlerde tarihinin en büyük yeniden yapılanmasını yaşıyor. Yeni enerji çağında elektrifikasyon omurga görevini üstlenirken, yüksek verimli, akıllı motorlar, akıllı şebekeler ve enerji depolama çözümleri geleceği belirleyecek stratejik alanlar olarak öne çıkıyor. 

TTGV’nin “İklim Öncüsü” yaklaşımı benim için bir unvandan çok daha fazlası. Vizyon, sorumluluk ve dönüşüm iradesinin kesiştiği güçlü bir liderlik çağrısı aslında…

Türkiye’nin bu dönüşümde; yalnızca takip eden değil, kritik alanlarda öncü olma potansiyeline sahip olduğuna inanıyorum. Benim motivasyonum da bu potansiyeli somut projelerle güçlendirmek ve Türkiye’nin enerji ile iklim alanındaki etkisini ileriye taşımak. TTGV tarafından “İklim Öncüsü” seçilmem ise bu yolculuğun hem bir sonucu hem de sorumluluğunu büyüten anlamlı bir rol oldu.

 

 

Türkiye ve dünyada iklim krizi, iklim teknolojileri ve sürdürülebilirlik artık sadece gündem maddesi değil; stratejik bir zorunluluk. Peki, bu alanda hangi konulara öncelik vermeliyiz?

Bugün iklim teknolojilerinde kritik öncelik, yalnızca yenilenebilir enerji kapasitesini artırmak değil; enerjiyi güvenli, esnek ve akıllı bir şekilde taşıyacak altyapıyı güçlendirmektir. Çünkü artık sınırlayıcı unsur üretim değil; onu kullanabilir ve sürdürülebilir hale getirecek şebeke. IEA’nın güncel analizleri de dönüşümün “görünmeyen darboğazının” iletim ve dağıtım olduğunu net biçimde ortaya koyuyor. Şebeke altyapısının dayanıklılığı ve esnekliği, artık enerji üretim kapasitesinden çok daha kritik bir öncelik hâline geldi.

Rüzgâr ve güneş gibi yenilenebilir kaynaklarda yaşanan verim dalgalanmaları, enerji kuraklığı riskini büyütüyor. Bu nedenle enerji depolama teknolojileri, daha önce destekleyici bir unsur olarak görülse de artık yeni enerji sisteminin zorunlu ve merkezi taşıyıcı kolonu hâline geliyor. Depolama çözümleri, hem talep zirvelerini dengelemek hem de enerji güvenliğini garanti altına almak açısından vazgeçilmez. Türkiye’nin enerji dönüşümü hedefleri açısından bu, yalnızca teknik bir gereklilik değil; aynı zamanda stratejik bir hamle olarak öne çıkıyor.

Elektrifikasyon, tüm sektörleri köklü biçimde dönüştürüyor; sanayiden mobiliteye, lojistikten depolama sistemlerine kadar talep yapısı yeniden şekilleniyor. Bu dönüşümü yönetebilmek için yüksek verimli ve akıllı motor teknolojileri, güç elektroniği, ısı pompaları, akıllı kontrol sistemleri ile AGV’ler, enerji depolama çözümleri ve mobilite ürünlerinin yaygınlaşması artık bir tercih değil; verimliliğin ve rekabet gücünün yeni standardı hâline geliyor. Sanayide elektrifikasyon ilerledikçe, enerji yoğun proseslerin optimize edilmesi artık sadece maliyet avantajı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda karbon ayak izini azaltmak için de kritik bir stratejik adım hâline geliyor.

 

Havacılık ve diğer karbon yoğun sektörlerde ise SAF (Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı), karbon giderimi ve döngüsel karbon teknolojileri kritik öneme sahip. Bu teknolojiler hem küresel karbon hedefleriyle uyum sağlamak hem de uzun vadeli stratejik avantaj kazanmak açısından belirleyici. Türkiye, bu alanda erken yatırımlar ve yerli üretim kapasitesi ile hem bölgesel hem de küresel enerji ve teknoloji ekosisteminde avantaj elde edebilir.

Özetle, enerji dönüşümü artık daha fazla üretmekten değil; daha dayanıklı, daha akıllı ve daha bütünleşik bir sistem kurmaktan geçiyor. Bugün bu alanlarda attığımız her adım, yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayacak; Türkiye’nin yarının enerji dünyasında oynayacağı kritik rolü de belirleyeceğini söyleyebiliriz.

 

 

 

Yakın gelecekte iklim teknolojilerinde hangi kırılmalar ve yenilikler öngörülüyor? Sektörlere etkisi ne olacak?

Yakın gelecekte iklim teknolojileri yalnızca yenilikler getirmekle kalmayacak, enerji sisteminde köklü kırılmalara yol açacak. Enerji güvenliği artık sadece arzın sürekliliğiyle sınırlı değil; yeni yakıt zincirleri, kritik/nadir element bağımlılıkları, şebeke dayanıklılığı ve dijital tehditler gibi birden çok risk katmanını içeriyor. Bu yeni gerçeklik, enerji sektörünü sadece teknik değil, aynı zamanda stratejik bir meydan okumayla da karşı karşıya bırakıyor.

Elektriğin ana enerji taşıyıcısı olarak yükselişi, motor teknolojilerinden sanayi proseslerine, mobiliteden şehir altyapılarına kadar tüm sistemleri baştan tasarlamayı zorunlu kılacak. Bu dönüşüm, yalnızca üretim süreçlerini değil; enerji tüketim alışkanlıklarını, altyapı planlamasını ve yatırım önceliklerini de yeniden şekillendirecek. Türkiye gibi enerji köprüleri ve stratejik transit bölgeler, bu küresel dönüşümde benzersiz fırsatlar yakalayabilir; enerji yatırımlarını ve teknolojik gelişmelerini bu fırsat ekseninde yönlendirmek kritik önemde olacak.

Karbon yakalama/giderimi, SAF ve diğer yeşil yakıtlar, batarya depolama çözümleri ve sanayi elektrifikasyonu, enerji sektörünü daha veri odaklı, esnek ve tamamen yeni bir mimariye taşıyacak. Bu dönüşüm, enerji üretiminden tüketim ve yönetim süreçlerine kadar tüm ekosistemi kapsıyor. Veri ve dijitalleşme, enerjiyi sadece yönetmek için değil; aynı zamanda yeni iş modelleri ve inovasyon alanları yaratmak için de merkezi bir rol oynayacak.

 

Bu nedenle iklim öncülüğünü yalnızca teknik uzmanlık olarak görmek artık yetersiz. Bunu sistemsel düşünce ve stratejik öngörüyle birleştiren bir liderlik yaklaşımı olarak ele almak gerekiyor. Enerji dönüşümünde liderlik, yalnızca yenilikçi teknolojiler geliştirmek değil; aynı zamanda bu teknolojilerin ekonomik, sosyal ve çevresel etkilerini öngörerek bütüncül bir strateji ortaya koymayı gerektiriyor.

Bugün geliştirdiğimiz her teknoloji, attığımız her adım, yalnızca sektörümüzü değil, geleceğin küresel enerji düzenini doğrudan şekillendiriyor. Zaman daralıyor ve dünyanın enerji dönüşümünde kritik kararlar alması gerekiyor. Türkiye olarak biz de bu değişimde sadece izleyici değil, aktif ve stratejik bir oyuncu olmalıyız. Radikal kararlar, ileriye dönük yatırımlar ve sistematik bir liderlik yaklaşımı artık kaçınılmaz.


İklim krizine karşı göstereceğimiz kararlılık, yalnızca çevresel bir zorunluluk değil; ülkemizin küresel enerji düzeninde lider konumunu pekiştirecek en önemli stratejik hamle olacak. Bu aşamada bireysel çabalar yeterli değil; ancak birlikte hareket ederek, geleceği şekillendirebiliriz…

 

TTGV e-bültenine katılmak ve
bizden haberdar olmak için
kayıt olabilirsiniz.