Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı

Emrah ALKAYA

Esra Yazdıç Demir / TTGV Kurumsal İletişim ve Medya Yöneticisi

 

 

Türkiye’nin yeşil dönüşüm yolculuğu, yalnızca yeni kavramların ortaya çıktığı bir dönem değil; aynı zamanda üretim kültürünün, iş yapma biçimlerinin ve rekabet anlayışının yeniden tanımlandığı bir süreç. Bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri ise, yıllarca TTGV’nin Çevre Projeleri Grubu çatısı altında çalışan ve Türkiye’de ekoverimlilik ve endüstriyel simbiyozun ilk örneklerinin hayata geçmesinde önemli rol üstlenen bir uzman. Bugün de TTGV ile Eko Üretim Programı kapsamında birlikte çalışan konuğumuz, hem geçmiş deneyimiyle bu dönüşümü okuyor hem de sahadaki nabzı tutarak yeni dönemin ihtiyaçlarını gözlemliyor.

Bu söyleşi, TTGV’nin sessiz ama güçlü dönüşüm refleksini, sanayinin yeşil dönüşümle değişen nabzını, firmaların bu yolda karşılaştığı gerçek zorlukları ve yakın gelecekte hayatımıza yön verecek yenilikleri içten bir bakışla ele alıyor.

 

 

Siz uzun yıllar TTGV’de Çevre Projeleri Grubu çatısı altında çalışıp, Türkiye’nin en kıymetli projelerinden ekoverimlilik ve endüstriyel simbiyoz çalışmalarının gerçekleşmesinde öncü olan ekipte yer aldınız. Ardından yeni yolunuzda da TTGV ile Eko Üretim Programımız kapsamındaVakfımız ile omuz omuza çalışmaya devam eden bir isimsiniz. Öncelikle TTGV’nin yenilenen, güncellenen dünyaya uyumunu yorumlamanızı istesem...

TTGV, geçmişten bu yana hep değişimi doğru okuyan, hatta çoğu zaman önceden sezerek harekete geçen bir yapı oldu. Ben de yıllar boyunca bu dinamik yapının bir parçası olma fırsatını yakaladım. Bugün geldiği noktaya baktığımızda, yalnızca kendini güncelleyen değil; aynı zamanda değişimi yönlendiren, stratejik alanlara dokunan ve etki yaratan bir aktöre dönüştüğünü söylemek mümkün. Kurumun hem kimliğinde hem de uygulamaya dönük araçlarında fark ettiğimiz bu yenilenme refleksi, onun hâlâ genç, canlı ve çağın ruhuna uygun kalabilmesini sağlıyor.

Özellikle bugün, yeşil ve dijital dönüşümün aynı anda, iç içe geçtiği bir dönemden geçiyoruz. TTGV de bu dönüşümün hem teknik hem kültürel boyutunu iyi kavramış durumda. Sadece uyum sağlamıyor; gençlerle, girişimcilerle, sanayiyle ve akademiyle kurduğu çok boyutlu ilişkiler sayesinde dönüşümün odağında kalmayı başarıyor. Bu da onun, zamanı yakalamanın ötesinde, geleceğe dair bir yönü olduğunu gösteriyor. Kendi deneyimimden söyleyebilirim ki; TTGV'nin en değerli özelliklerinden biri, karmaşık meseleleri sadeleştirerek çözüm geliştirebilen esnek yapısı ve bunu yaparken samimi bağlar kurmaktan hiç vazgeçmemesi.

 

 

Yeşil Dönüşüm Seçenek Değil Mecburiyet

 

Yenilenen dünyaya uyum mecburi olduğu gibi fırsatlarla dolu. Peki, sizce yeşil dönüşümün Türk sanayisine etkileri neler oldu? Gözlemleriniz neler?

Yeşil dönüşüm artık masada bir seçenek değil; firmalar için, özellikle dış pazarlara açılmak isteyenler için bir mecburiyet haline geldi. Bu durum, özellikle Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi uluslararası düzenlemelerle çok daha görünür oldu. Bu iki yıl içerisinde firmaların, hele ki üretim süreçlerine dış gözle bakmaları, çevresel etkilerini ölçmeye başlamaları ve “nerede iyileşebilirim?” diye sormaları çok değerli bir değişimi tetikledi.

Ama tabii bu dönüşüm her yerde aynı hızda yaşanmıyor. Büyük şirketler bu konuda daha hazırlıklı ve kaynaklara daha kolay erişebiliyor. OBİ’ler ise hâlâ adapte olmaya çalışıyor. Bilgiye ulaşmak, bu bilgiyi yorumlayıp adım atmak özellikle küçük işletmeler için başlı başına bir uğraş. Ancak genel resme baktığımızda, dönüşüm artık her firmanın ajandasında. Üstelik bu dönüşüm sadece çevresel değil; aynı zamanda verimlilik, dijitalleşme ve yeni nesil iş yapış biçimleriyle de bağlantılı. Sanayinin bu anlamda kabuk değiştirmeye başladığını net bir şekilde gözlemliyoruz. TTGV'nin de dahil olduğu projeler, bu dönüşümün şekillenmesinde önemli katkılar sunuyor. Sahadaki bu enerjiyi görmek, açıkçası umut verici.

 

 

Şapkamızı masaya koyalım. Yaptığımız uyumlandığımız konular kadar Türkiye’de sürdürülebilirilk konusunda zorlandığımız, takıldığımız da pek çok unsur var. Firmalar sürdürülebilirlik yolculuklarında en çok hangi zorluklar ile karşılaşıyor? Zorlukların aşılması için taraflar ne yapmalı?

Bu yolculuk her firma için aynı kolaylıkta ilerlemiyor; bazıları için oldukça zorlu geçiyor diyebilirim. Karşılaşılan başlıca güçlükleri biraz somutlaştırmak gerekirse:

  • Bilgiye ulaşmak ve anlamlandırmak: Sürekli değişen mevzuatlar, teknik gereklilikler ve standartlar, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için takip edilmesi zor bir alan haline geliyor. Sadece bilgiye ulaşmak değil, bu bilgiyi doğru yorumlamak da başlı başına bir uzmanlık gerektiriyor.
  • Finansal kaynaklara erişim: Sürdürülebilirlik yatırımları çoğu zaman uzun vadeli geri dönüşler vadediyor ve bu da firmaların özellikle ilk yatırım kararını alırken tereddüt yaşamasına neden oluyor. Uygun finansman modellerine ulaşmak ise herkes için mümkün değil.
  • Kültürel dönüşümün eksikliği: Bu alanda en sık gördüğümüz şeylerden biri, sürdürülebilirliğin hâlâ bir “çevre raporu hazırlamak”la sınırlı algılanması. Oysa bu bir raporlama meselesi değil, bir iş yapma kültürü. Bu kültürün yerleşmesi zaman istiyor, çaba istiyor.

Bu zorlukların aşılması için çok yönlü bir iş birliği gerekiyor. Kamu politikalarının yol gösterici olması, finans kurumlarının sürdürülebilirlik perspektifiyle ürünler geliştirmesi ve sektörel STK’ların bu süreçlerde aktif rol alması oldukça önemli. TTGV gibi ara yüz kuruluşların da deneyim aktarımı, yöntem önerisi ve kapasite geliştirme konularında sağladığı katkılar, firmalar için önemli bir destek noktası yaratıyor. Bu yolculukta yalnız olmadıklarını hissettirmek bile çoğu zaman çok şey değiştiriyor.

 

 

TTGV Eko Üretim Programı Sanayiye Yol Haritası Oluşturuyor

 

Bizim en güçlü kollarımızdan biri Eko Üretim Dönüşüm Programımız. Siz de sanayinin yeşil dönüşümünde önemli bir rota çizen bu programda yer alıyorsunuz. Üç yıl içinde gelinen noktayı ve yarattığı etkileri nasıl yorumlarsınız?

Eko Üretim Programı, sanayide sürdürülebilirliği konuşurken kavramsal çerçevenin ötesine geçip, bunu üretim süreçleriyle doğrudan ilişkilendiren ve sahada uygulanabilir hale getiren bir yaklaşım sundu. Bu anlamda, programın üç yıl içinde firmalarla birebir temas kurduğu, yerel dinamikleri dikkate alarak ilerlediği ve sadece büyük aktörleri değil, orta ve küçük ölçekli işletmeleri de sürece dahil ettiği bir dönemi geride bıraktık.

Bugüne kadar yerel kalkınma ajanslarıyla, sanayi odalarıyla, organize sanayi bölgeleriyle kurulan iş birlikleri programın sahadaki etkisini artıran çok önemli bir zemin yarattı. Her bölgenin kendi dinamiklerine göre şekillenen uygulamalar sayesinde, firmaların sürdürülebilirlik konusuna daha sistemli ve bilinçli bir şekilde yaklaşabildiğini gördük. Özellikle ölçümleme, önceliklendirme ve yol haritalarının oluşturulması gibi aşamalar firmalara kendi süreçlerine dışarıdan bakma ve nereden başlamaları gerektiğini görme fırsatı sundu.

Bu süreç, pek çok firma için sürdürülebilirlik kavramını daha somut hale getirdi. Artık birçok işletme, çevresel performanslarını sadece izlemekle kalmayıp, iyileştirme alanlarını tanımlayabilecek bir perspektife sahip. Elbette bu da azımsanmayacak bir ilerleme.

Ancak geldiğimiz noktada, tespit edilen alanların somut uygulamalara dönüşmesini sağlamak, bu yolculuğun bir sonraki kritik adımı. Yani artık biraz daha "uygulamaya ağırlık verilmesi gereken" bir aşamadayız. Yol haritası çıkarmak önemli ama bu haritanın bir planlamaya, sonra da somut eylemlere dönüşebilmesi için firmalara eşlik edecek mekanizmalara ve sürekli öğrenmeyi destekleyecek yapılar oluşturulmasına ihtiyaç var. Bu da programın önümüzdeki dönemde gelişmeye açık tarafı olabilir. Mevcut birikim ve güçlü iş birlikleriyle bu aşamanın da sağlıklı bir şekilde ilerleyeceğine inanıyorum.

 

 

Sürdürülebilirlik, yeşil dönüşüm kavramlarının hakkının verilerek çalışılmasını bunun bir moda kavrama dönüşmeden gerçekten içselleştirilerek yürtülmesi için çalışıyoruz. Deneyimlerimiz bize konuların hızla başkalaşabileceğini, eskidiğini, yöntem değişikliklerine ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. Sizce çalıştığınız sektörde hangi yenilikler bizi bekliyor?

Önümüzdeki yıllarda sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm alanında oyunu değiştirecek en büyük etkenlerden birinin teknoloji, özellikle de yapay zekâ olacağını düşünüyorum. Bugün bile karbon ayak izi hesaplamaları, enerji optimizasyonu veya atık yönetimi gibi başlıklarda veri analizi büyük rol oynarken; yarın bu veriyi daha anlamlı ve öngörücü hale getirecek sistemler gündemimize daha çok girecek.

Yapay zekâ destekli çözümler sayesinde hem çevresel etkilerimizi daha net ölçebileceğiz hem de bu etkileri azaltmaya yönelik en etkili adımları senaryolar üzerinden önceden görebileceğiz. Bu, firmalar için hem zaman hem kaynak açısından ciddi avantajlar sağlayacak.

Bunun yanında birkaç başka başlık daha var ki, bunları da çok önemsiyorum:

  • Yeşil finansman artık sadece büyük firmaların ulaşabildiği bir alan olmaktan çıkıyor. Daha erişilebilir, daha çeşitli finansal araçların devreye girmesiyle birlikte, özellikle KOBİ’lerin bu alandaki yatırımlarını artırabileceğini düşünüyorum.
  • Sektörel dönüşüm yol haritaları giderek daha somut hale geliyor. Böylece firmalar genel geçer hedefler yerine kendi sektörlerine özel adımlarla ilerleyebilecekler. Bu da uygulama kolaylığı açısından önemli bir eşik.
  • Ve elbette şeffaflık. Artık sadece sürdürülebilirlik hedefi koymak yeterli değil. Bu hedefe nasıl gidildiğini, ne ölçüldüğünü, hangi ilerlemelerin kaydedildiğini açıkça paylaşmak gerekiyor. Bu da veri temelli, izlenebilir sistemlerin önemini artırıyor.

Özetle, bu alan sürekli evrilen, dinamik bir yapıya sahip. Bu yüzden de işin içine sadece uzmanlık değil; merak, öğrenmeye açıklık ve esneklik de gerekiyor.

 

 

 

 

 

 

TTGV e-bültenine katılmak ve
bizden haberdar olmak için
kayıt olabilirsiniz.