Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı

 

Güngör YILDIZBAYRAK

TTGV Kurucular Kurulu Üyesi, ESİM Test Hizmetleri A.Ş. YK Başkanı

 

İnsanlığın, canlı ekosistemin en karmaşık alt sistemi, bireyin ise gereksinim ve etkinlikleriyle bu karmaşıklığın başlıca kaynağı olduğunu biliyoruz. Ortalama bireye, sağlıklı yaşamak için sağlıklı beslenmek ve sağlıklı beslenebilmek için de önce vücudunu tanımak konusunda verilen eğitimin, diğer eğitimler yanında çok sıradan  kaldığı söylenebilir. Temel eğitimde, insan anatomisi yüzeysel olarak öğretilse de fizyolojik mekanizmaların neler olduğu, neden gıdaya gereksinim duyduğumuz ve bunun nasıl giderileceğine dair incelikler öğretilmiyor. Beslenirken, bütünüyle alışkanlıklara dayanıyor ve doğaçlama yapıyoruz. Açlığı hissediyor ve doymak için alışkanlığımızı kullanıyoruz. Değişkenleri zengin ve keşfedilmeyi bekleyen beslenme konusunda, biyoloji, tıp ve temel eğitim kurumlarının bize sundukları fevkalade yetersizdir. Bu nedenle, konusu beslenme sürecinde gıda güvenliği olan bu çalışmaya, insanın gelişim aşamalarına, kendi beslenmesine etkisini keşfetmek amacıyla bakmak uygun olacaktır.

 

 

Eldeki bilimsel kanıtlara göre, yaklaşık beş yüz bin yıl kadar önce, beslenme, barınma ve korunma ortamlarını paylaşan, birbirinden uzak küçük topluluklar halinde bir yaşam şekli sürdürüyorduk. Zamanla, çevremizle, birbirimizle etkileştik ve farklı işlevler geliştirerek daha büyük topluluklar oluşturduk. Bugüne kadar beslenmemizi pek de iyileştirmeyen aşağıdaki değişimleri yaşadık:

  • Diğer türlere göre farklı olduğumuz bilincine ulaştık. Avcı-toplayıcı yaşam içinde tarımı geliştirip yerleşik hale geldik.
  • El ve zihin koordinasyonumuz sürekli iyileşti. Soyut düşünmeyi öğrenerek bilimin temellerini attık.
  • Üretim, ulaşım ve korunma için yeni araç-gereçler, meslek grupları ve teknolojiler geliştirdik.
  • Çevremizi keşfederek kent devletleri kurduk. Zenginlikleri, önce bölgesel ticaretle paylaştık, zamanla bu paylaşım yerel çatışma ve savaşlara dönüştü.
  • Uluslaşarak bir bölgeyi anayurt edinince, güçlü devletler kurduk, yönetim biçimleri geliştirdik, bilim ve teknolojide önemli kazanımlar elde ettik,
  • Endüstriyel devrimle üretimi artırıp çeşitlendirdik. Süper ekonomiler ve kuruluşlar yaratıp dünya ölçeğinde ticari bağlantısallığı gerçekleştirdik.
  • Süper ekonomilerin dünya ticareti üstünlüğü için rekabeti yüzünden iki kez dünya savaşı yaşadık. 
  • Elektronik ve malzeme mühendisliği, tüm bilim ve teknoloji dallarının başlıca kolaylaştırıcısı oldu.
  • Hücrenin moleküler yapıtaşlarını keşfederek, türleri klonlamayı, özelliklerini değiştirebilmeyi ve insan genomunu çözmeyi başardık.
  • Kara, hava ve denizde ulaştırma ve haberleşme ağlarıyla bireyden bireye bağlantısallık sağladık.
  • Kuantum bilgisayar prototipleri ürettik. Bilişim teknolojisiyle herşeyin bilgisi “Büyük Veri” tabanını değişik amaçlarla işliyoruz.
  • Uzay sonda ve teleskoplarıyla gözlem ve iletişim artırdık. Kozmoloji ve evrensel varoluş çalışmaları yoğunlaştı.
  • Kuantum Mekaniği-Birleşik Alan Teorisi ile Genel Görelilik kuramlarını birleştirme çabalarımızla “Her Şeyin Teorisi” arayışımız devam ediyor. 
  • İnternet ticaretiyle tek bir dünya pazarı oluşturduk, 
  • Covid-19 salgınıyla, toplu ve benzersiz bir tehditle nasıl başedebileceğimizi deneyimledik.
  • Veriden derin öğrenme yoluyla Yapay Zeka algoritmaları geliştirip her alanda kullanmaya başladık.
  • Güneş sisteminde yeni habitat olanakları keşfine başladık.

 

 

GIDA GÜVENLİĞİ

 

“Gıda Güvenliği”, gıda üretimi, paylaşımı ve beslenme biçimleri, birbirlerine neden ve sonuç ilişkisiyle bağlı olup yukarıda anılan gelişmelerle sürekli değişmişlerdir.

  • Gurup halinde avcı-toplayıcılıkta birey başına dengeli gıda paylaşımı yaparken, planlı gıda üretimiyle eşitsiz gıda paylaşımına ve bireylerin farklı beslenişine geçtik.
  • Ürünü korumak için, doğadaki diğer türlere büyük bir baskı uygulamaya başladık.
  • Toprak, su varlıklarımızın ve iklimin doğal değişim seyrini ciddi bir biçimde bozuyoruz. 
  • Gıda başta olmak üzere, her mal ve hizmet üretimini kolay yollardan arttırmak için, geleceğimizi  tehlikeye atan yöntemler kullanıyoruz,
  • Su ve tarım havzalarımızı sanayi atıklarıyla acımasızca ve yanlış tarım uygulamalarıyla, aşırı kimyasal gübre ve zararlı mücadelesinde kullanılan zehirli kimyasallarla kirletiyoruz.
  • Fazla üretim, her durumda raf ve depo için üretmeyi teşvik ediyor. Fazla üretimden en iyi yararlanış şekli, bağımsız bir otorite elinde fiyat regülasyonu yapmak için kullanılmasıdır. Bu yapılmadığı zaman, fazla üreterek elde edilen verimlilik, fiyatı ucuzlaştırarak tüketicinin erişimini iyileştirmek yerde, tam tersine kalan ürünle stokçuluk yapmaya ve fiyat yükselmelerine yol açabiliyor.
  • Gıdaların raf ömrünü uzatmak için bakterilerce sömürülmesini engelleyen (!) “koruyucular”, “lezzet artırıcılar”, “renklendiriciler”, “kıvamlaştırıcılar” ve “tatlandırıcılar” kullanıyoruz. Bu maddeler gıda etiketlerinde E ve onu takibeden üç basamaklı bir sayı ile tanıtılıyor. Bunun dışında onları, -ate, -cellulose, -gum sonekleriyle de tanıyabiliyoruz. Amerikan FDA kuruluşu, bu katkıların limitler dahilinde tüketildiğinde zararlı olmadıklarını beyan etse de, bu beyan düzenli tüketim halinde vücuttaki etkileri üzerine yapılan bilimsel çalışmalara dayanmamaktadır.éé
  • Kirlenmiş ve katkılı gıdalar düzenli kullanıldığında, 





              • Besleyiciliği azalmış ve vitaminleri yokolmuş gıda tükettiğimizi, 
              • Vücudumuzda kalp ve damar hastalıkları, yüksek tansiyon, 
              • Yumurtalık, prostat, meme, kolorektal kanserler, 
              • Davranış bozuklukları, 
              • Salgı bezi bozuklukları,
              • Kusurlu bebek doğumları,
              • Gut hastalığı, metabolik bozukluklar, diyabet, 
              • Genetik bozukluklar, nörotoksisite gibi rahatsızlıklara yol açabildiğini klinik araştırmalar göstermektedir. 

 

Hipotetik olarak ele alındığında, tek hücreliler için engelleyici olan bu kirletici ve katkı maddelerinin, gıda ve enerjiyi hücre seviyesinde metabolize eden insan için de uygun olmaması ve vücut içine alınmaması gerektiği doğal ve mantıklı geliyor. Buna rağmen, büyük ölçüde raftan, açık veya kapalı katkılı hazır gıda tüketen toplum durumuna dönüşmüş durumdayız. Yeni nesiller, artık evde yemek pişirerek beslenmeyi zorunluluk olarak görmüyor, farklı özel bir yetenek olarak değerlendiriyorlar.

Kısacası, beslenme sistemimiz, geçirdiğimiz evrim nedeniyle esaslı bir şekilde değişmiştir. İlkel yaşam biçiminde avcı toplayıcı iken, becerisi ölçüsünde bulabildikleriyle beslenen insan, tarım ve hayvancılığa geçince erişilebilir, güvenli ve sürekli olan gıdalara yönelerek beslenmesini özelleştirmiştir. Kentlerin kuruluşuyla, beslenme şekilleri, gıda seçimi ve üretimi daha da değişerek yöresel kültürlerin bir parçası haline gelmiştir. Temel olarak yurt coğrafyasına bağlı olan beslenme alışkanlıkları, ticaret, göçler, savaşlar, ittifaklar ve coğrafi keşifler gibi kültürlerarası temaslardan önemli ölçüde etkilenerek, bazı temel gıda ürünlerinin evrenselleşmesine yol açmıştır. Yaşam için temel gereksinim olan gıda üretimi ve tüketimi estetik boyutlar kazanacak kadar çeşitlenmiştir. 

Endüstriyel devrimin başlangıcıyla, başta Avrupa ülkelerinde olmak üzere gelişen ülkelerde, hava, toprak, su ve yaşamyeri kirliliği başlamıştır.  Bu süreçte, bireyin toplum içindeki yerine göre yükümlülükleri yeniden tanımlanmış, gıda üretimi bir endüstri kolu haline gelmiş ve “dayanıklı raf ürünleri“ doğmuştur. Toplumun endüstriyel üretimde çalışan kesimlerinde, beslenme alışkanlıkları herkesten önce değişmiş ve bu durum giderek tüm toplum kesimlerine yayılmaya başlamıştır. Günümüzde teknolojik olanakların yoğun bir şekilde kullanılmasıyla her ikisi de güçlenen taze gıda sektörü ve dayanıklı gıda sektörü toplumu beslemek için rekabet etmektedir. Buna rağmen gıda üretimi, gıda kalitesi ve gıdaya erişim ağır yetersizlik ve nitelik baskısı altındadır. Gıda güvenliği artık nüfusları fazla olmayan bir düzine ülke dışında tüm ülkelerin en zorlu sorunlarının başında gelmektedir.  

 

 

BESLENME 

 

“Birşeyler yiyip doymak“ beslenmenin berbat bir tanımıdır. Temiz hava, temiz mineralli su, temiz gıda, kozmik ve yapay kirlilik taşımayan berrak günışığı ile sürdürülebilen sağlıklı beslenme, birey ve toplumların türünü ve yaşam  etkinliklerini sürdürebilmesinin birinci koşuludur. Beslenmeyi daha iyi anlayabilmek için vücudumuzun nasıl bir değişim içinde olduğunu ve bundan doğan ihtiyaçlarımızı bilmek gerekiyor.

 

Vücudun, hücre, doku ve organlarımızı, yaşam şeklimizin gerektirdiği şekilde zamanla yenileyerek, kendi kendini genetik izleme-yönlendirme ve üretme-yoketme mekanizmalarıyla yönettiğini biliyoruz. Ortalama hesaplamalara göre, örneğin sindirim sisteminin iç yüzeyi, korneanın dış tabakası, kanda platelet, alyuvar ve akyuvarlar saatler ila günler içinde, endometrium 1 haftada, deri dış katmanı 2 haftada, karaciğer 6-18 ayda, yağ ve kemik dokuları 8 -10 yılda yenileniyorlar. Kalp kaslarının ömür boyunca ancak yaklaşık yarısına yakın oranda yenilendiğini, beyin hücrelerinin ise yeni çalışmalarda sınırlı bölümlerinde yenilenebildiği belirlenmişse de esas olarak yenilenmediğini söyleyebiliriz. Bu değişim döngüsünde, ortalama yetişkin sağlıklı bir insan vücudunda 37,2 trilyon hücrenin bulunduğu ve hergün 330 milyardan fazla hücrenin yenilendiği bildirilmektedir. Bu değerler kişinin yaşam şekline göre sapmalar gösterebiliyor, fakat, hücre, doku ve organ yenilenmesi vücudumuzun kendi işlevini sürdürmesi için kaçınılmaz bir gerçek oluyor.

 

O halde bu gerçekliği dikkate alarak, zaman içine yayılmış ve birbirini etkileyen sürekli yenilenme ihtiyacını eksiksiz ve fazlasız yerine getirebilecek bir beslenme rejimi ile daha uzun ve sağlıklı yaşayabileceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Buna ‘Anatomik Yenilenmeye Yönelik Beslenme‘ veya ‘Beden Diliyle Beslenme‘ adını verebiliriz. Dünya gıda üretim sektöründe, miktar ve çeşit bakımından bu rejime uygun gıdalardan çok, kolayca yüksek miktarlarda üretilebilen gıdalar üretilmektedir. Sağlıkı beslenme için, her şeyden önce gıda üretiminin BDB perspektifiyle organize edilmesi uygun olacaktır. Bu organizasyon ülke yönetimi tarafından yapılmalı, eğitim sistemine ve halk sağlığı sektörüne, vücudumuzun yukarıda andığmız özelliklerini dikkate alan beslenme modellerinin geliştirilmesi yönünde teşvikler verilmeli ve inisiyatifler tanınmalıdır. Sağlık ve gıda sektörlerinin, insan vücudunun yenilenme süreçlerini esas alan BDB Modelini destekleyen bir değişime öncülük etmeleri dünya ölçeğinde zorunlu hale gelmiştir. Bu organizasyonun ülkemizde başarıyla gerçekleştirilmesi için :

 

  1. Önce BDB Modeline göre belirli yaş grupları için beslenme programları hazırlanmalı,
  2. Ülkemiz için yıllık ve beş yıllık gerekli gıda türleri ve miktarları belirlenmeli,
  3. Üretici mekanizmalar, BDB Modeline göre üretim için teşvik edilmeli,
  4. Yeni nesil üreticileri yetiştirmek üzere Gıda ve Hayvancılık Meslek Okulları, Gıda ve Beslenme Araştırma Enstitüleri ve Üniversiteleri kurulmalı, çoğaltılmalı,
  5. Temel eğitim müfredatına Uygulamalı Gıda Tarım ve Beslenme dersleri asli olarak konulmalı,
  6. Temel eğitim müfredatına temel anatomi ve fizyoloji ile desteklenen ve BDB Modeline uygun Sağlıklı Beslenme Dersi konulmalı,
  7. Gıda üreticilerinin BDB Modeline göre okuryazarlığının geliştirilmesi için saha uygulamaları ve seminer eğitim programları uygulanmalı, BDB tanıtılmalı,
  8. Toplumun, BDB programını anlaması için kamu kanalıyla radyo, televizyon ve diğer medya araçlarından izlenebilecek genel bir gıda ve beslenme seferberliği yürütmek üzere, yüksek öğretim kurumlarına özel görevler verilmeli. 
  9. BDB Modelinin yönetimi ve uygulanması için, yetkin bilim insanlarından oluşan bir Gıda ve Beslenme Konseyi kurulmalı görevlendirilmelidir. 

 

 

 BEDEN DİLİYLE BESLENME (BDB) MODELİ AŞAĞIDAKİ KAZANIMLARI SAĞLAYABİLİR:

  • Bireyin ortalama sağlıklı yaşam süresini ve verimini artırabilir, 
  • Bireyin kendisini daha iyi anlayarak entellektüel, duygusal ve estetik gelişimine yardımcı olabilir,
  • Bireyi doğal ekosistemle ve çevresi ile uyumlu yaparak daha mutlu hale getirebilir,
  • Glukoz, fruktoz ve katkı maddeleri gibi sistemik hastalıklara zemin hazırlayan katkı maddelerinin kontrolsüz tüketimini ve bunların etkilerini azaltabilir. é , éé  
  • Ağır metal, kimyasal kirlilik içeren gıdaların neden olduğu dejeneratif hastalıklar nedeniyle oluşan maddi manevi kayıpları azaltabilir. éé
  • Gıda, tarım ve hayvancılık sektörünü sürdürülebilir şekilde organize edebilir, 
  • Gıda tüketimini, fazla ve kayıplardan kurtarabilir, çeşitlendirebilir ve kararlı hale getirebilir,
  • Çevre kirliliğini azaltarak iklimsel ve coğrafi özelliklere olumlu etki edebilir,
  • Bütün sektörler için nitelikli iş gücü stoğunu artırabilir,

 

 

BDB Modeli’nin kurgulanması için herşeyden evvel, modelin amacına uygun bilimsel tanımı, devlet eliyle, üniversite ve araştırma kurumları marifetiyle standartlaştırılmalıdır. Model, gıda sektörü insan gücünü, tarım, orman ve hayvancılık alt yapısını, bölgelerin coğrafi ve iklimsel özelliklerini modele uygun ürünlere göre tanımlamalıdır. Bu verilerden yola çıkılarak, ülke için gerekli ürün miktarı, yıllık ve dört yıllık planlarla belirlenerek üretilmesini sağlayacak önlemleri almalıdır. BDB Modeli, günlük, haftalık, aylık ve yıllık bazda, bireyin yaşı ve ağırlığına göre alması gereken minimum gıda tür ve miktarlarını belirleyecektir. Bu süreçler, bir yandan birey için yeni bir beslenme şekli tanımlarken, diğer yandan gereken ürün miktarlarını da planlı ve teşvikli üretimle paralel olarak sağlayacaktır. 

 

Sağlıklı beslenmek için gerekli olan gıda güvenliğinin başlıca unsurları:

  1. BDB Modeline uygun standartlarla tanımlanmış şekilde temel ve destek gıdaların üretilmesi,
  2. Toplumun, BDB Modelini öğrenmiş yeni bir üretici ve tüketici nesli yaratması, 
  3. Toplumumuzda özellikle, hayvancılık ve gıda sektöründe önemli işgücü ve evde beslenmeden sorumlu olan kadınların eğitim seviyelerinin iyileştirilmesi, 
  4. Toplum gereksiniminin üzerinde güvenli bir stok oluşturacak miktarlarda gıda üretilmesi, 
  5. Temel gıda tedariğinin dış satın alıma bağımlı olmaktan kurtarılması, 
  6. Toplumun kendi satınalma gücüyle gıdaya erişilebilmesi ve tüketebilmesi,
  7. Gıdanın her an denetlenebilir ve dengeli fiyatlarla satışa hazır olması şeklinde sıralanabilir. 

 

Birbirini tamamlayan bu unsurlardan herhangi birinin aksaması durumunda o ülkede gıda güvenliği ve halk sağlığı risk altına giriyor demektir. Yukarıda betimlediğimiz koşullarda Türkiye’de gıda güvenliğini tehdit eden başlıca etmenler:

  • Gıda, beslenme eğitimi ve okuryazarlığının düşük olması,
  • Gıdaların, proses toksinleri, doğal toksinler, plastikler ve ilaç katığı gibi yeni dönem toksinler içermesi,
  • Yurttaş nüfusunun onda birinden fazlasını oluşturan ve jeopolitik nedenlerle Türkiye’de ikamet eden 8.5 milyonluk yeni nüfusun, kendi kültürlerine uygun beslenme ve tüketim alışkanlıklarının beslenme kültürümüze olumsuz etkileri, 
  • “Bu yeni toplum kesiminin, sağlık hizmetleri, beslenme, geçici barınma ve yerleşim ihtiyaçlarının bedelsiz olarak karşılanmasının yarattığı kaynak darlığı,"
  • Süreğen ekonomik zorluklar nedeniyle, besince zengin “Türk Mutfağı” kültürel mirasının zayıflaması, 
  • Avrasya ve Orta-Doğu’da savaş, yaptırım ve ambargo gibi jeopolitik gelişmelerin etkileri,
  • Doğal afetler ve salgınlar karşısında yetersiz hazırlık olarak sayılabilir.

 

 

SAĞLIKLI BESLENME ULUSAL VAROLUŞ SORUNUDUR

 

Sağlıklı beslenen bir toplum için, herşeyden önce yapay zeka desteği de alınarak bir BDB Modeli kurgulanmalı, topluma tanıtımı ve etkinliği yönünde deneme çalışmaları yapılmalıdır. Vücudumuzun kendini yenilemesiyle, toplumun kendini yenilemesi arasında bir bağlantı kurmak yanlış olmaz. Toplum da yaşayan ve demografik yapısı değişim içinde olabilen, fakat entegrasyonu daha gevşek büyük bir yapı olarak düşünülebilir. Ancak bireyden çok daha karmaşık ve değişimi de yavaş hissedilen bir yapıdır. Bu nedenle model, kendi parametrelerini değiştirebilir olmalıdır.

Beslenme konusunda dönüşüm, toplumun içinde bulunduğu beslenme ile hedeflenen beslenme hakkında doğru veri üretimiyle çalışacak bir algılamaya dayanmalıdır. Böyle olunca toplumun bugün nasıl beslendiğine dair verilerin toplanması ve modelin sunacağı sonuçlarla karşılaştırılması ilk faz çalışması olacaktır.

 

Bunun sonucunda oluşan, gıdanın kalite ve miktar farklarının bir değerlendirilmesi yapılmalı ve ülke üretici güçlerince nasıl ve ne kadarının karşılanabileceği sorgulanarak iç üretim ve dış tedarik planları yapılmalıdır. Daha sonra, yıllar içinde gıda üretim altyapısı ve insan gücü dış tedariğe gerek kalmayacak şekilde geliştirilmelidir.

Toplum, kendisini oluşturan bireylerin bağlantısallığı yüksek bir kümesi olduğu için bireyleri ne kadar sağlıklı besleniyorsa, toplum da o kadar sağlıklı olur. Kanaatimce toplumun sağlıklı olmasının önemli göstergelerinden biri, seçtiği yönetimle aralarındaki ilişkinin kalitesidir. Bir ülkede: 

  • Yönetim, hizmet sunduğu toplumun gereksinim ve isteklerini dinleyerek değerlendirmeye açıksa, 
  • Toplum da yönetimin icraatını kolaylaştırmak üzere birey olarak görevlerini verimli bir şekilde yerine getirmeye çalışıyorsa,
  • Her iki taraf görevlerini ülke ve dünya ekosistemine en az hasar vererek yapmayı ilk ölçüt olarak ele alıyorsa, o ülke sağlıklı beslenen insanlar ülkesi sayılabilir. 

 

Seçen de seçilen de ne yapacağını biliyor demektir. Öyleyse sağlıklı beslenmeyi, aslında ölçümü ve sayısallaştırılması kolay olmayan fakat  ulusal güvenlik sorunu kadar önemli ve süreğen bir ulusal varoluş sorunu gibi düşünebiliriz. “Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur” diyoruz. Bunu, “sağlıklı” beslenemeyen bireylerin bedensel ve psikolojik semptomlarından anlayabiliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti ilk görev olarak, çok kötü beslenen toplumumuz için gıda üretimini artıracak ve verem, kolera, tifo, tifüs,boğmaca, trahom, frengi, sıtma ve çiçek gibi hastalıkları eradike etmek için dünyaya örnek olan başarılı çalışmalar yapmıştır. Bugün de, daha iyi beslenen, beden ve ruh sağlığı daha güçlü olan bir Türkiye için, hep birlikte BDB Modeli oluşturmaya başlayabilir ve başarabiliriz.  

 

é      Glukoz, fruktoz, tatlandırıcılar ve boyar maddeler doğal gıda değil, gıdalardan çıkarılan organik moleküllerdir. Uzun raf ömürlü unlu gıdaların neredeyse tümünde, hayvansal protein sosları dahil tüm soslarda, konservelerde, fırın ve pastahane gıdalarında katkı maddesi olarak ölçüsüz miktarlarda gelişigüzel kullanılmaktadır. Bunlardan yalnızca glükoz için, insan metabolizmasında sinirsel algılama, karaciğer ve pankreas üçlüsüyle sıkıca  yürütülen bir kapalı çevrim kontrol mekanizması mevcuttur. Fruktoz ve tatlandırcılar için böyle bir regülasyon mekanizması yoktur. Fruktoz ve tatlandırıcılar iştah ve kendini gıdayla ödüllendirme dürtülerimizi söndürmez, tersine tetiklerler.

 

éé      

  1. Disrupting the Gut–Brain Axis: How Artificial Sweeteners Rewire Microbiota      and Reward Pathways

by Roberto Coccurello1,21

Institute for Complex Systems (ISC), National Research Council (C.N.R.), 00185 Rome, Italy2

European Center for Brain Research—Institute for Research and Health Care (IRCCS) Santa Lucia Foundation, 00143 Rome, Italy

Int. J. Mol. Sci. 2025, 26(20), 10220; https://doi.org/10.3390/ijms262010220

  1. Artificial food additives: hazardous to long-term health?

John O Warner 1

Affiliations Expand

  1. Dietary glycation compounds - implications for human health

Michael Hellwig 1, Patrick Diel 2, Gerhard Eisenbrand 3, Tilman Grune 4, Sabine Guth 5, Thomas Henle 6, Hans-Ulrich Humpf 7, Hans-Georg Joost 8, Doris Marko 9, Jana Raupbach 10, Angelika Roth 5, Stefan Vieths 11, Angela Mally 12

Affiliations Expand

4. Advanced glycation end products of dietary origin and their association with inflammation in diabetes - A minireview

Adriana Pedreanez 1, Jorge Robalino 2, Diego Tene 3, Patricio Salazar 4

Affiliations Expand

TTGV e-bültenine katılmak ve
bizden haberdar olmak için
kayıt olabilirsiniz.