DORUK IŞIL Karbonomics Kurucusu, İklim Girişimcisi ve Danışmanı
RÖPORTAJ: Esra YAZDIÇ DEMİR
TTGV Kurumsal İletişim ve Medya Yöneticisi
İklim değişikliği yaşama bakışımızı değiştirdi. Günlük hayat, çalışma alanları, mesleklerin dönüşümü, sektörel yenilenmeler derken, bambaşka bir dünya düzenine uyumlanıyoruz. Peki, tüm bunların üzerimizde yarattığı/yaratacağı etkiler için neler yapılmalı? Bunun için iklim değişikliğinde sektörlerin karbonsuzlaşması konusunun önemine vurgu yapan, gelecekteki etkilerini derinlemesine analiz eden ve çözüm önerileri sunan uzman bir isimle bir araya geldik. Karbonomics’in Kurucusu, İklim Girişimcisi ve Danışmanı, Paris bazlı Technip Energies’in Karbonsuzlaşma Çözümleri ve CO2 Yönetiminden Sorumlu Eski Başkan Yardımcısı Doruk Işıl.
Doruk Bey davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkürler. İklim değişikliğinin varoluşsal etkilerini ve uzmanlığınıza göre sunduğunuz çözümleri öğrenmek bizler için çok kıymetli. Bu alandaki tehlikelere ve fırsatlara eşit oranda bakmanın önemine vurgu yaptığınızı biliyorum. Öncelikli sorum, sizin için karbonsuzlaştırma ne anlama geliyor, sektörlerin karbonsuzlaştırılması dünya için neden önemli? Öncelikle TTGV ye karbonsuzlaşma gibi hayati bir konuda farkındalık yaratma, teknolojik gelişimlere ışık tutma ve bu gelişmeleri destekleme gibi çok önemli bir misyonu taşımakta olduğu için takdirlerimi sunuyor ve bu röportaja daveti için teşekkür ediyorum. Sektörlerin karbonsuzlaştırılması- ki ben bunu toplam karbonsuzlaşma olarak algılıyorum- bugün ve yarınki hayat düzenimize en büyük tehlikeyi oluşturan küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliği riskini ortadan kaldırabilmenin temel koşulu olması ile çok büyük önem taşıyor. İklim değişikliğinin beraberinde getirdiği varoluşsal seviyedeki tehlike ve etkileri düşündüğümüzde, bunun insanlığın önüne çıkmış en büyük sorun olduğu açık. Çözümü de tüm insanlığın – ilk kez de olsa – beraberce çalışarak büyük bir dönüşümü başarabilmesinden geçiyor; bu anlamda da birleştirici bir boyutu var. Bu çözümün koşulu, 2050 yılına kadar Net Sıfır karbon emisyonu seviyesine ulaşarak, küresel ısınmayı 2015 Paris Anlaşması ile hedeflenen+1.5 derece ve en kötü ihtimalle de +2 derece ile sınırlandırarak iklim değişikliği ve etkilerini kontrol altına almak. Benim için karbonsuzlaşma ise tüm sera gazı salımlarının net sıfıra indirilmesi için almamız gereken tüm aksiyonlar, yapmamız gereken yatırımlar, değiştirmemiz gereken alışkanlıklarımız, dönüştürmeniz gereken birçok değer zinciri ve geliştirmemiz gereken birçok yeni teknolojinin toplamı anlamına geliyor. Sorumuza geri dönersek, karbonsuzlaştırmanın önemi, küresel ısınmanın yarattığı iklim değişikliğini durdurmanın önemi ile aynı. Peki iklim değişikliğinin yarattığı etki ve tehlikeler neler? Söylediğim varoluşsal tehlikeyi ve gerektirdiği devasa çabayı, hele de çözümlerini henüz tam olarak bulamadığımız şu günde açarken, bizi karamsarlık ve devamında yılgınlığa yöneltmemesi- hani güzel Türkçemizdeki ifademiz ile ‘enseyi karartmamak’- için, her krizin de bir dönüşüm fırsatı olduğunu ve çözüm çabasının da yadsınamaz fırsatlar yaratacağını hatırlatmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Avrupa Merkezi Bankası (ECB) eski başkanı Mario Draghi de bu hafta sunduğu AB Rekabetçiliğinin Geleceği Raporunda bu önemli fırsatlara dikkat çekti. Bu yaklaşımla, tehlike ve fırsatlara beraber değinmeye çalışacağım. Bazı çevrelerde, iklim değişikliği sadece yaşam koşullarımızda alıştığımızın ötesinde olaylar olması, doğal afetlerin frekans ve şiddetinin artması olarak algılanıyor ama asıl tehlikeleri bunların çok ve çok ötesinde. Gerçekleştirmemiz gereken büyük dönüşüm için yakalaması gereken kararlılık, alınması gereken aksiyonlar, ihtiyaç duyulan ivmenin sağlanması için bu tehlikelerin kamuoyuna çok iyi açıklanmasının son derece önemli olduğunu düşünüyorum.
Karbon emisyonları ve yol açtığı iklim değişikliğinin dünya- bizim dünyamız- için tehlikelerini aklımda sağlık ve çevre, ekonomik, sosyal ve siyasal ve de ahlaki olarak dört ana başlıkta topluyorum...
1. Sağlık ve çevre ile ilgili tehlikeler Küresel nüfus ve şehirleşmenin beraber arttığı günümüzde emisyonların yoğunlaştığı şehirsel ve endüstriyel bölgelerde solunum ve kardiyovasküler hastalıkların da sıklaştığını görüyoruz. Emisyonlar ve beraberinde hava kirliliğini azaltarak bu hastalıkların oluşma riskini azaltmamız, halk sağlığını daha etkin korumamız ve beraberinde de sağlık hizmeti maliyetlerini düşürmemizle birlikte bu kaynakları da daha önemli konulara ayırmamız da mümkün olacak. Öte yandan, emisyonlarının azaltılması, yükselen deniz seviyeleri ve ekstrem iklim olayları ile hızlanmakta olan yaşam ve tarım alanlarının kaybının önüne geçilmesini sağlayacak. Yine aynı şekilde hızla kaybedilmekte olan vahşi hayat habitatları hızlanan okyanus asitlenmesini durdurarak doğal ekosistemlerin ve biyolojik çeşitliliğin korunmasını sağlayacak. Bu anlamda beni en çok düşündüren tehlikelerden biri; yüz binlerce hatta milyonlarca yıldan beri, yani insanlığın varoluşundan bile önce, özellikle kutuplar ve permafrost bölgelerin altında donmuş şekilde saklı kalmış mikrop, bakteri ve virüslerin bu bölgelerde hızlanarak artmakta olan çözülmeler sonucu ortaya çıkması ve yeni epidemik ve pandemiklere yol açması. Korkarım bu şekilde oluşacak pandemiler, bize Covid-19’dan çok daha büyük ölçekli sağlık, hali ile de ekonomik ve sosyal etkiler yaşatabilecek.
2. Ekonomik tehlikeler İklim değişikliğinin yaratacağı sağlık ve çevre etkileri ve birazdan bahsedeceğim sosyal ve siyasal dinamiklerin ekonomiler üzerinde yıkıcı etkiler oluşturacağı kaçınılmaz bir gerçek. Bu geniş kapsamlı etkiler ile baş etmek ve yaşam ortamlarımızı değişen iklim koşullarına uyarlamak için katlanmak zorunda kalacağımız maliyetler kişisel, toplumsal ve ulusal bütçeler üzerinde taşınması çok zor yükler oluşturacak. Öte yandan da eğer karbonsuzlaşma için gereken adımları zamanında ve 2050 Net Sıfır karbon salınımını sağlayacak bir ivme ile atmazsak, daha sonra iklim hedeflerini yakalayabilmek için gerekecek masraflar çok daha fazla olacak. Korkarım tüm bunların zaten kırılgan olan global ekonomilere getireceği yükler de taşınamaz derecede ağır olacak. Söylemek istediğim şu; karbonsuzlaştırmanın getireceği belki ağır ekonomik yükleri taşıyarak bu hedefe yürümek bir şekilde mümkün gözükürken, tersinin, yani iklim değişiklikleri etkilerinin ekonomik sonuçlarını taşımanın imkânsız olduğu çok açık. Burada karbonsuzlaşma, yani 2050 Net Sıfır hedefine yürümenin beraberinde getireceği önemli ekonomik fırsatların da altını çizmemiz gerekir. Bu tip bir toptan dönüşüm hamlesi içine girmek, toplum ve ekonomiler için uzun vadeli faydalar yaratacaktır. Örneğin; • Düşük karbonlu sistem ve teknolojilere geçiş sırasında kamu ve özel sektör tarafından yapılacak ar-ge, eğitim, dönüşüm ve yatırım harcamalarının yaratacağı ek istihdam, yeni iş sahaları ve ekonomik büyüme fırsatları yaratılabilir, • Karbonsuzlaştırma ile gelecek nesiller için kaynakların varlığını güvence altına alınması sonucunda sürdürülebilir ekonomi ve kalkınmaya geçiş desteklenebilir, • Karbonsuzlaştırma için özellikle kısa orta vadede atılacak dijital dönüşüm, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğinin artırma odaklı adımlar ile fiyat rekabet gücü desteklenebilir ve piyasa riskleri azaltılabilir. • Karbonsuzlaştırmaya öncelik veren şirketler, tüketiciler ve yatırımcılar giderek daha fazla sürdürülebilir ürün ve hizmet talep ettikçe orta uzun vadede yeni ekonomik düzen için elzem olacak düşük karbon rekabet avantajına ulaşabilir. • Karbonsuzlaşma ve maliyetlerinin optimize edilmesi amacıyla gereken teknolojileri için geliştirilecek ekosistemler ve yaratılacak rekabet, teknolojik yenilik ve girişimci toplumuna geçişi destekler. • Finans sektörü, karbonsuzlaşma ve sürdürülebilirlik üzerindeki titiz duruşu ile bu konularda ikna edici kararlılık ve ilerleme sağlayan organizasyonların finansal kaynaklara ve hizmetlere daha iyi koşullar ile ulaşmasına imkân sağlar. Karbonsuzlaştırmaya odaklanarak bu avantajlı koşullara ulaşmak ve sayesinde firma ve ülke bazında finansal dayanıklılık ve rekabet gücünü artırmak mümkün olabilir. Karbonsuzlaştırma ve beraberinde getirdiği teknolojiler yeni değer zincirlerinin oluşmasını tetikliyor ve hızlanma, ortaya çıkardığı yeni fırsatlar ile daha önce ekonomik sınırlılık yaşayan bölge ve sektörlere gelişim imkânları sağlıyor. Buna örnek olarak önceden ayrıcalıksız olan küresel güneyin enerji dönüşümünde yakaladığı fırsatları hatırlayabiliriz.
3. Siyasal ve sosyal etki ve tehlikeler İklim değişikliğinin tetiklediği denizlerin yükselmesi ile kıyısal alanlarda yaşayan ve tarım yapan, önemli ölçüde de küresel güneyde ve kalkınma sıkıntısı yaşayan ülkelerde bulunan büyük nüfuslu toplumların yaşam ve ekonomik faaliyet alanlarını kaybetmesi sonucunda çok önemli bir küresel etkiye şahit olacağız. Bunun ilk etkisi hızla artan fakirlik ve açlık ve bunun beraberinde gelecek sağlık ve siyasi sorunlar olacaktır. Görülmemiş bir insanlık trajedisinden bahsediyoruz. Bu nüfusların yaşadıkları zaten imkanları sınırlı ülkelerin bu yükü taşıması mümkün olmayacağından sanayileşmiş ülkelerin desteğine muhtaç hale gelmeleri ile ortaya çıkacak durum tüm ülkeleri ilgilendiren bir sorun olacaktır. Bunun ötesinde artık bu bölgelerde yaşayamayan milyonların diğer yüksek refahlı bölgelere göç etme htiyaç ve isteği hızlanarak artacak. 100 milyon belki milyarlarla ifade edilebilecek bu göç hareketlerinin çok önemli ekonomik ve siyasal sonuçları olacağı açık. Kısmen benzer nedenlerden dolayı son yıllarda Avrupa ve Amerika’ya yaşanan göçün yarattığı etkileri hepimiz görüyoruz. İklim değişikliğinin hızlanması sonucunda yaşanacak dalganın da ne kadar büyük ve yıkıcı olabileceğini buradan tahmin edebilirsiniz. Bu ürkütücü etki ve tehlikelerin yanı sıra karbonsuzlaştırmada elde edilecek başarının toplumlara siyasal ve sosyal alanda sağlayacağı faydaları da unutmamamız lazım. Karbonsuzlaşma, genellikle ithal olan fosil yakıtlardan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişi içeriyor. Bu anlamda bence en önde gelen fayda, artan enerji güvenliği ve son 80 yılda süregelen (hidrokarbon bazlı) enerji jeopolitiğine dayalı küresel sorunların ve kırılganlıkların azaltılması ve bu emtialarını yarattığı piyasa oynaklığının ulusal ekonomilere yarattığı sorun ve risklere karşı dayanıklılık geliştirilmesi olacaktır. Karbonsuzlaşma da ilerleme ve başarı sağlayan ülkeler ve şirketler, yeni değer ve çözüm zincirlerinin kurulacağı küresel pazarlarda rekabetçi avantajlar yakalayabilecek, ‘oyun kurucu’ pozisyonlara yükselme, bu yeni ekonomiye liderlik etme şansını elde edebilecekler. Bununla beraber, bu toplumlarda özellikle yeni jenerasyonlarda çevrecilik bilincinin artması ve köktenleşmesi mümkün olacak.
Bence, önkoşulu küresel toplum ve değer zincirlerine katılan tüm paydaşların, toplumların, ülkelerin bir araya gelerek çalışması, dayanışması olan karbonsuzlaştırma da elde edilebilecek başarı sayesinde ortaya çıkacak en önemli fayda ise, global bilinç ve kooperasyon ruhunun tesis edilmesi olacak. İnsanlık için elde edilecek ilk kollektif başarı olması başka konularda da çözümlere yol açabilecek diye düşünmek istiyorum. Tüm bu çok önemli etki ve tehlikeleri göz önünde bulundurduğumuzda ve iklim değişikliğinin sonuçlarının yeni jenerasyonlarımızı – çocuklarımız ve onların çocuklarını- ve savunmasız toplumları orantısız bir şekilde etkileyeceğini hatırladığımızda, onları korumak için harekete geçmenin bir tür ahlaki sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Beni son beş yıldır bu konu üzerinde yoğun olarak çalışmaya; tecrübe, vizyon ve imkânlarımı kullanarak çözümü için elimden gelen desteği sunmaya sevk eden en büyük boyut bu idi.
Önümüzdeki 5 yıla dikkat Karbonsuzlaştırmada öne çıkan bir teknoloji var mı? Farklı iklim teknolojilerinin sağladığı çözümleri nasıl değerlendirirsiniz? Karbonsuzlaştırma teknoloji ve çözümlerini ben aklımda dört grupta topluyorum; Enerji Verimliliği Çözümleri, Yakıt ve Enerji Değişimi Çözümleri, Karbon Yakalama Kullanma ve Saklama (KYKS veya CCUS) ve Karbon Eksiltme. Bunların alt açılımlarına birazdan değinerek karbonsuzlaşma teknolojilerinin bir panoramasını sunmak isterim. 2050 Net Sıfır karbonsuzlaşma hedefine ulaşmak için 2022’deki yıllık 55 milyar ton karbon emisyonlarını yaklaşık yıllık 39 milyar ton azaltmamız ve yaklaşık 9 milyar ton karbondioksiti de her yıl doğadan eksiltebilir hale gelmemiz gerekiyor(1). Bu rakamların büyüklüğünü hissedebilmek adına, Türkiye’nin 2022 yılı karbon emisyonlarının 0,6 milyar ton olduğunu hatırlayalım. İklim hedeflerini yakalayabilmek için önümüzdeki 25 yılda gerçekleştirmemiz gereken dönüşümün ve yaratmamız gereken karbonsuzlaşmanın böyle müthiş bir seviyede olması itibari ile ben hiçbir teknolojinin veya çözümün özellikle öne çıktığını veya daha fazla tercih edilebileceğini düşünmüyorum. Bence bu zaten çok yüksek hedefe ulaşmak, ancak elde olan tüm karbonsuzlaştırma teknolojilerini hızla geliştirmek ve uygulamakla mümkün olabilecek. Bu anlamda önümüzdeki 5 yıl çok kritik. İsterseniz söz konusu teknoloji ve çözüm gruplarının açılımlarını yapalım ve kısaca da arz ettikleri sınırlamalara değinelim: İlk önce daha az girdi ile aynı miktarda enerji üretme veya daha az enerji ile daha çok ürün üretebilmeyi mümkün kılan Enerji Verimliliği teknoloji ve çözümleri. Bu grubun en iyi ve hızla yaygınlaşmakta olan örneklerinden biri ısı pompaları. Bu örnekte gördüğümüz gibi, bu kategoride hâlihazırda olgunlaşmış ve birçok sektörde ilk elden yönlenebilinecek, netice alınabilecek çözümler var. Bu kategoride önümüzdeki yıllarda da hızlı bir teknoloji çeşitlenmesi olacağını, hatta disruptive inovasyonlar ve teknolojileri de görebileceğimizi düşünüyor ve ümit ediyorum. Mesela, normal ortam sıcaklıklarında çalışabilecek yarı iletkenlerin keşfi ve gelişimi bu kategori üzerinden karbonsuzlaşmaya çok büyük bir destek verebilecek. Son yıllarda bu konuda umut verici gelişmeler oluyor.
Yakıt ve enerji değişimi grubunda bizi fosil yakıtlarından temiz enerjiye yöneten ve elektriği toplam enerji karışımı içinde hedeflenen %40 seviyelerine çıkartmayı mümkün kılan tüm çözümler var. Önde gelen örneği, 15-20 yılda çok önemli mesafe kat eden ve hâlihazırda karbonsuzlaşmaya en büyük desteği veren rüzgâr ve güneş bazlı yenilebilir enerji teknolojileri. Jeotermal, dalga ve nükleer enerji de gene bu grupta. Artarak kullanmakta olduğumuz elektrikli araçlar ve gelişmekte olan büyük ebatlı pil teknolojileri de bu grubun en önemli örneklerinden. Öte yandan, son 5 yılda hızla gelişmekte olan hidrojen ve taşıyıcıları da bu grubun önemli ögeleri. Hidrojen, özellikle ağır endüstri ve taşıma için çok önemli bir yakıt değişimi alternatifi ancak toplam enerji yoğunluğu lojistiğinde halen tam çözülememiş konular ve maliyet portresinden dolayı beklenen hızda bir gelişim gösteremiyor. Bu gruba, ağır sanayide elektriğe geçişi sağlayabilecek elektrikli yüksek fırınları teknolojilerini de ekleyebiliriz. Bence bu gruptaki en önemli disruptive teknoloji potansiyeli füzyon enerjisi. Bu konuda son iki yılda önemli gelişmeler oldu ancak ne zaman kullanılabilir hale gelebileceğini kestirmek şu an itibari ile çok güç. Ancak, hayata geçmesi durumunda toplam karbonsuzlaşmaya çok büyük bir destek vereceği kaçınılmaz bir gerçek. Benim profesyonel birikimim ve uzun süredir çalıştığım petrol, gaz ve enerji sektörünün yansıması olması itibari ile Karbon Yakalama, Kullanma ve Saklamaya çok yakınım, potansiyeline ve karbonsuzlaşma için kaçınılmaz olduğuna inancım tam. Tüm KYKS zincirindeki teknoloji ve teknoloji tuğlalarının gelişiminde çok yüksek bir ivme görüyorum. Bu konuda 2022 yılında 200’den fazla gelişmekte olan teknolojiyi belirlemiş ve önde gelenlerini analiz etmiştim, şimdi bu rakam çok daha arttı. KYKS yatırımlarının artması ile teknoloji çeşitliliğinin desteklenmesi, ikinci ve üçüncü jenerasyon yakalama teknolojilerinin hayata geçmesinin hızlanmasını bekliyorum ve bu şekilde de tüm değer zincirinin verimlilik ve maliyetlerinde önemli ilerlemeler göreceğimize inanıyorum. Ve son olarak Karbon Eksiltme (Carbon Removals veya CDR). Net Sıfıra ulaşmanın olmazsa olmaz boyutu bu teknolojiler doğa bazlı çözümler (NBS) ve teknolojik karbon eksiltme (Engineered CDR) olarak iki ana gruba ayrılıyor. Ben ihtiyaç duyulan 9 milyar ton yıllık CO2 eksiltme kapasitesine ulaşmanın ağırlıklı olarak teknolojik karbon eksiltme çözümlerinden geçtiğine inanıyorum. Bu teknoloji grubunun altında hâlihazırda ilk jenerasyon teknolojileri uygulama olgunluğuna ulaşan havadan direk yakalama (DAC), biokütle enerjisi ile beraber karbon yakalama (BECCS), karbon mineralizasyonu ve henüz gelişme evresinde olan okyanus karbon yakalama var. Henüz verimlilik ve maliyet anlamında emekleme safhalarında olan bu teknolojilerin ögrenme eğrilerini hızlandırmak için daha geniş çapta uygulanmaları gerekiyor. Tüm bu teknolojilerin sağladığı çözümleri değerlendirirken göz önünde bulundurulması gereken kriterler arasında mevcut teknoloji olgunluğu, teknolojik gelişim ve inovasyon potansiyeli, pazara sunma süresi, entegrasyon potansiyeli, hammadde ve kaynak ihtiyaçları, bölgesel ve sektörel avantajlar, ölçeklendirilebilirlik, güvenilirlik, sosyal ve çevre etkileri, maliyet etkinliği, yaşam döngüsü emisyonları – emisyon azaltma potansiyeli, sürdürülebilirlik hedefleri ile uyumluluk gibi faktörleri sayabilirim. Bu kriterler ile değerlendirildiğinde tüm teknoloji gruplarının birçok avantaj ve dezavantajları olduğunu görebiliriz. Sorunuzu bu açıdan da cevaplarsam, bu kriterler bazında da özellikle öne çıkan bir teknoloji olduğunu düşünmüyorum. Benim gerçekçi yaklaşımım, tüm bu teknolojileri hızla geliştirmemiz, dezavantajlı boyutlarında inovasyon ivmesi yakalamamız ve hepsini geniş ölçekli bir şekilde uygulamamızın elzem olduğu yönünde. Zira kocaman bir yangın yanarken suyu hangi kovayla dökelim diye düşünme lüksümüz yok gibi gözüküyor. RÖPORTAJ RÖPORTAJ Karbon yakalama teknolojileri nasıl ilerliyor? Bu teknolojinin yatırım eğilimleri, finansmanı ve uygulama örnekleri nelerdir? Kanımca bunu çekirdek teknolojilerindeki ve öncül projelerdeki gelişim süreçleri olarak ayrı ayrı incelemek daha doğru olur. Emisyon yoğun endüstrilerde karbon yakalamak için değişik teknoloji ailelerinin gelişimine ihtiyacımız var, zira her endüstrideki proses veya baca gazı kompozisyonları, enerji entegrasyonu, CO2 tahliye koşulları vb. Halihazırda uygulama için gereken teknolojik olgunluğa erişmiş birinci jenerasyon yakalama teknolojilerimiz var ancak tüm sektörlerde verimli bir şekilde karbon yakalamak için ihtiyaç duyacağımız portföyü oluşturacak çeşitli çekirdek teknoloji ailelerinde gelişim henüz TRL 4 ila 7 seviyelerinde. Bu teknolojileri test-uygulama imkanları ve finansmanla destekleyerek olgunlaşma yönünde hızlıca ilerletmek karbonsuzlaşma için çok önemli.. Öte yandan, birçok sektörde öncül projeler gerçekleşme yönünde hızla ilerliyor. Son on senede ilk önce Kanada ve Amerika’da kömür santrallarında uygulanan birinci jenerasyon karbon yakalama ve saklama (KYS) teknolojileri bugün hızla diğer kritik sektörlere yayılıyor. Norveç’te çimento, Belçika ve Fransa’da çelik, Norveç ve Hollanda’da atık dönüştürme, İngiltere’de biyokütle enerji, doğalgaz çevrim, mavi hidrojen ve rafinaj sektörlerinde ve de İngiltere ve Hollanda da endüstriyel bölgeler anlamında karbon toplama ve stoklama ‘hub’ larını içeren ‘deniz feneri’ özeliğindeki projeler gerçekleşme etabına girmiş durumdalar. Söz konusu öncül projeler, devlet ve AB desteklerine, daha sonra da zorunlu karbon kredi piyasalarına (ETS) dayanan finansman modelleri ile ilerliyor. Gerek bu öncül projelerin giderek görünür hale gelmesi, gerekse karbonsuzlaşmada karbon yakalamanın vazgeçilemez öneminin anlaşılması ile KYKS teknolojilerinin kabul edilebilirliği de hızla artıyor. Örneğin birkaç sene önce karbon yakalamaya başta çok sıcak bakmayan Almanya ve Fransa son bir yıl içinde bunu ulusal stratejik programlarına dahil etti.
Bu alandaki zorluklar ve fırsatlar nelerdir? Farklı endüstri sektörlerinden gruplar konuya nasıl yaklaşıyor? Bütün bu olumlu öncül gelişmelere rağmen ben karbon yakalamanın hâlâ ‘rüzgâra karşı’ yürüdüğünü düşünüyorum. Zira piyasa bazlı iş ve gelir modelleri oluşmadığı sürece finansman zorlukları devam edecek ve bunun da öncül projelerden 2030 ve net sıfır 2050 için gereken karbon yakalama kapasitelerini yakalayabilmek adına ihtiyaç duyulan hızlı büyümeye geçişin önünde duran en büyük zorluk olduğunu düşünüyorum. Bu sınırlama ve Covid sonrası dönemde batı ekonomilerinde yaşanan yüksek faize bağlı girişim sermayesine ulaşım seviyelerdeki daralmanın da teknolojik gelişimin ivmelenmesine olumsuz etki ettiğini görüyorum. Türkiye özelindeki zorlukların önde gelenleri ise, kamu bazlı finansman desteğinin henüz açıklığa kavuşmamış olması, ülkemizin Avrupa ETS’sine dahil olmaması, ulusal bir karbon yutak alanının belirlenmemiş olması ve buna bağlı altyapı gelişiminde henüz ilerleme sağlanmaması, Türk elektrik şebekesinin emisyon yoğunluğunun yüksekliği ve belki de bazı sektörlerde dijitalleşmenin henüz çok ilerlememiş olmasını sayabilirim. Hali ile kamu ve özel sektörün bu alanlarda atacağı adımlar ve bu amaçla paydaşlar arasında kurulacak iş birlikleri de önemli fırsatlar oluşturacaktır.
Sektörel diyalog kurulmalı Sanayicilerin bu anlamda nasıl bir yol izlemesi gerekiyor? Karbonsuzlaşmanın, ana pazarı Avrupa ve batı ülkeleri olan Türk sanayisinin önünde önemli bir konu olduğunu hepimiz görüyoruz. Yürürlüğe girmekte olan CBAM uygulaması da bu konunun ivmelenmesine olan ihtiyacı arttırıyor. Karbon yakalamanın sanayinin birçok dalı için kaçınılmaz çözüm olduğu gerçeğini de bunun üstüne koyduğumuzda, ülke olarak hızlı bir eylem dönemine girerek dönüşüme hazırlanmamız ileriye dönük rekabet edebilirliğimiz açısından çok önemli. Bu amaçla, sanayicilerin sektörlerde bilinci oturtabilmek ve sistemi harekete geçirebilmek adına kollektif olarak atabilecekleri birçok adım var. Bunlardan ilk akla gelenleri; konu özelindeki sektörel diyaloğu tesis etmeleri, Türk elektrik şebeke emisyonunun düşürülebilmesi için gerekli kamuoyu ve yatırım faaliyetlerini hızlandırmaları, konu ile ilgili STK ve paydaşları desteklemeleri, devlet organları nezdinde duyarlılık ve aksiyonu teşvik edecek girişimlerde bulunmaları; bölgesel ‘hub’ lar ve ulusal yutak alanlarını hızla gelişimine önayak olmaları olarak sıralayabilirim. Kendi özellerinde alabilecekleri aksiyonlar ise, bilim temelli ölçülebilir ve zaman sınırlı kurumsal karbonsuzlaşma hedeflerini belirlemeleri, karbon ayak izlerini detaylı şekilde analiz etmeleri, ilk adımda enerji verimliliği, atık azaltma ve dönüşüm fırsatlarını değerlendirmeleri, devamında da KYS bazlı dönüşüm planları oluşturmaları, en iyi uygulamaları takip etme, teknoloji gelişimi ve sürekli iyileştirme odaklı Ar-Ge faaliyetlerine ağırlık vermeleri, gelişmekte olan yakalama teknolojilerinin pilot uygulamalarına tesislerinde imkân vermeleri, ürünlerinin girdi oluşturduğu son ürünlerin düşük karbonlu haline gelmesinin pazarlarda yaratacağı etkileri değerlendirmeleri ve yatırımlarını yapabilmek üzere iş ve gelir modelleri geliştirme çabalarını içeriyor. Sektörlerde bilinci oturtmak için neler yapılmalı? Yurtdışında politikalar anlamında nasıl bir yol izleniyor? Kamu ve özel sektör nasıl reaksiyon almalı? Sektörlerde bilinci yaratmak, kamu ve özel sektörün koordineli bir çabasını gerektiriyor. Özel sektör bahsettiğim adımları atarken kamunun, ulusal net sıfır hedeflerine baz aksiyon planı ve yol haritasının yerleştirilmesi, karbon fiyatlandırması, yenilenebilir enerji hedefleri ve sektörel yönetmelikleri, karbonsuzlaşmayı teşvik eden ve düzenleyen sistem ve politikaları çok hızlı bir şekilde tesis etmesi gerekiyor. Başta Avrupa ve Amerika olmak üzere yurt dışındaki politik liderlik ve kamusal yapılar gerek toplumsal talepleri karşılamak gerekse de stratejik dönüşüm fırsatlarını yakalayabilmek adına son on yılda önemli ilerlemeler kaydetti. Bunda global finans sektörünün sürdürebilirlik ve karbonsuzlaşma ile ilgili odaklanmasının da çok önemli bir itici güç olduğuna inanıyorum. Ancak bahsettiğimiz zorluklardan dolayı, sanayinin karbonsuzlaşmanın hayata geçmesi noktasında aynı hızı henüz yakalanamadığını da görüyorum. Görebildiğim kadarı ile, Türkiye’de sektörel bilinç yurt dışı müşterilerin talepleri ve CBAM’ın getirdiği yükümlülükler ile hızla oluşma evresinde. Buna, özel sektör, kamu ve politik liderliğin eşgüdüm içinde çalışarak bu kritik konuyu gündemin önüne taşıması; sivil toplum örgütleri kanat önderliği yaparken, TTGV gibi değerli organizasyonların da bir yandan farkındalığı öte yandan da gelişmekte olan karbonsuzlaşma teknoloji ve çözümlerine kamu ve özel sektöre kılavuz olacak şekilde ışık tutması çok önemli ve değerli. Ben Türkiye’nin hızlı çözen, atılımcı, genç, üreten ve başarıyı kovalayan nüfusu ve dinamik endüstrisinin çok büyük bir avantaj olduğuna, gereken şekilde desteklenip doğru şekilde liderlik edilebildiği takdirde karbonsuzlaşma alanında çok önemli başarılara imza atabileceğine kuvvetle inanıyorum. (1) Bu yuvarlak rakamları Birleşmiş Milletler UNEP organizasyonunun Kasım 2023’te yayınladığı Emmissions Gap Report a dayanarak veriyorum.
