Bağlantılar Kurulurken: İşbirliğinin Gerçek Başlangıcı
Tuğba Uçar Demir – TTGV İklim Öncüsü / Eczacıbaşı Holding Kıdemli İnovasyon Yöneticisi
Son bir yıldır TTGV İklim Lab kapsamında yürüttüğümüz Yapılı Çevre çalışmalarında farklı sektörlerden kurumlarla, uzmanlarla ve karar vericilerle bir araya gelme fırsatım oldu. Bu süreçte sıkça duyduğum bir ifade vardı: “Daha fazla iş birliği yapmalıyız.”
Aslında kimse bunun aksini savunmuyor.
İklim dönüşümünün karmaşık yapısı düşünüldüğünde, tek bir kurumun, tek bir sektörün ya da tek bir teknolojinin yeterli olmayacağı konusunda artık geniş bir mutabakat var. Kaynak verimliliğinden döngüsel ekonomiye, alternatif malzemelerden endüstriyel simbiyoza kadar pek çok konu doğal olarak birden fazla paydaşın birlikte hareket etmesini gerektiriyor. Ancak süreç boyunca beni düşündüren başka bir şey oldu.
İş birliği konusunda herkes hemfikir olmasına rağmen, iş birliğinin kendisi çoğu zaman beklediğimiz kadar kolay ortaya çıkmıyor. Birilerinin hatırlatmasına, kolaylaştırmasına ya da süreci takip etmesine ihtiyaç duyuluyor. Bir süre sonra bunun nedenini farklı bir yerden okumaya başladım. Belki de mesele iş birliği yapmak istememek değil; aynı probleme baktığımızı varsaymak.
Çalıştaylarda zaman zaman aynı masada oturan kurumların aslında farklı soruların peşinde olduğunu gördüm. Bir kurum için öncelik karbon emisyonlarını azaltmakken, bir diğeri için artan maliyetlerle başa çıkmak, bir başkası için ise yaklaşan regülasyonlara hazırlanmak ya da alternatif hammadde aramak olabiliyor. Dışarıdan bakıldığında aynı başlık altında konuşuyor gibi görünsek de, çözmeye çalıştığımız problemler farklılaştığında ortak hareket etmek de zorlaşıyor.
Bu durum özellikle yapılı çevre alanında daha görünür hale geliyor. Çünkü burada konuştuğumuz meseleler yalnızca bir ürünün ya da bir sürecin iyileştirilmesinden ibaret değil. Hammaddenin çıkarılmasından üretime, lojistikten kullanıma ve yaşam döngüsünün sonuna kadar uzanan geniş bir sistem söz konusu. Sistemin her aktörü farklı bir noktadan bakıyor ve doğal olarak farklı öncelikler taşıyor.
Çözümleri hızlı tarif ediyor ama…
Bu gözlem bana inovasyon çalışmalarında sıkça karşılaştığımız bir durumu da hatırlatıyor. Bazen çözümleri o kadar hızlı tarif ediyoruz ki, problemi yeterince konuşamıyoruz. Örneğin “bir masaya ihtiyacım var” dediğimizde, aslında çözümü de tarif etmiş oluyoruz. Oysa biraz daha geriye gidip düşündüğümüzde, belki de ihtiyacımız olan şey bir masa değil; yalnızca bardağımızı koyabileceğimiz bir yüzey. Çözümü tarif ederek başladığımızda seçenekleri daraltıyoruz. Problemi anlamaya çalıştığımızda ise yeni olasılıklar ortaya çıkıyor.
İklim dönüşümünde de benzer bir durumla karşılaşıyoruz. Bazen aynı çözümü konuştuğumuzu düşünüyoruz; ancak aslında herkes farklı bir problemi çözmeye çalışıyor. Bu nedenle çözüm arayışına geçmeden önce problem üzerinde ortaklaşabilmek, iş birliğinin en kritik ön koşullarından biri haline geliyor.
Belki de bu nedenle iş birliği, çoğu zaman düşündüğümüz gibi başlangıç noktası değil, bir sonuç. Ortak bir problemin tarif edilebilmesinin, birbirinin ihtiyaçlarını anlayabilmenin ve birlikte değer yaratılabileceğine dair güven oluşmasının bir sonucu.
TTGV İklim Lab sürecinde benim için en değerli kazanımlardan biri de bu oldu. Çalıştaylardan çıkan fikirlerin ötesinde, farklı sektörlerden insanların birbirlerinin gündemlerini duymaya başlaması çok çarpıcıydı. Bazen bir konunun farklı taraflarını ilk kez aynı masada gördük. Bazen de çözümden önce problem tanımını konuşmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözlemledik.
Belki de bu yüzden iklim dönüşümünün önündeki engellerin önemli bir kısmının teknik değil, ilişkisel olduğunu düşünmeye başladım. Çünkü teknoloji geliştirmek için yöntemlerimiz var. Finansman modelleri oluşturabiliyor, pilot çalışmalar yapabiliyor, yeni çözümler tasarlayabiliyoruz. Ancak farklı kurumların birbirini duyması, anlaması ve birlikte hareket etmeye başlaması çoğu zaman daha uzun zaman alıyor.
Bazı iş birlikleri henüz projeye dönüşmedi. Bazı fikirler belki hiç hayata geçmeyecek. Ancak farklı sektörlerden insanların birbirlerinin sorunlarına kulak vermesi, ortak fırsatları birlikte keşfetmesi, hatta zaman zaman birbirleri adına çözüm önermeye başlaması ve yeni bağlantılar kurması başlı başına önemli bir kazanım gibi geliyor. Çünkü dönüşüm çoğu zaman büyük kararlarla değil, küçük temaslarla başlıyor. Bir fikrin ortaya çıkmasından önce kurulan bir ilişkiyle, bir sohbetle, kartopu gibi büyüyen iyi niyetle ve güvenle.
İklim dönüşümünde teknolojiye, finansmana ve inovasyona her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Ancak belki de bunlardan önce, üzerinde birlikte çalışabileceğimiz ortak problemleri daha net tanımlamaya ve bu problemleri birlikte düşünebileceğimiz ortamları çoğaltmaya ihtiyacımız var. Çünkü insanlar çözümler etrafında değil, anlamlı buldukları problemler etrafında bir araya geliyor.
Belki de iklim dönüşümünün en kritik teknolojisi yeni bir malzeme, yeni bir yazılım ya da yeni bir enerji sistemi değil; birlikte düşünebilme, birlikte öğrenebilme ve birlikte üretebilme yeteneğimiz. Sektörlerimiz için gerçek sıçrama noktası da burada yatıyor diye görüyorum. Çünkü belki de ihtiyaç duyduğumuz şey, yeni çözümler geliştirmek kadar, o çözümlerin birlikte ortaya çıkabileceği ortamları çoğaltmak.
