Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı

Sevtap GÖKÇE – TTGV Öncül Proje Programı / Program Uzmanı

Günümüzde ulusal ve uluslararası otoritelerin belirlediği iklim hedeflerine ulaşmak, tüm sektörler için fosil yakıtlara bağımlılığı azaltan etkin ve güvenilir çözümler geliştirmeyi zorunlu kılıyor. Bu artan gereksinimler, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) ve ulusal düzeydeki net-sıfır emisyon politikaları doğrultusunda daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etme yolunda büyük bir dönüşüm gerektiriyor. Bu dönüşüm, sadece davranışsal değişim ve verimlilik artışıyla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda güneş ve rüzgâr enerjisi gibi yenilenebilir kaynakların yanı sıra biyokütle ve diğer düşük karbonlu enerji seçeneklerini de kapsamlı bir şekilde devreye almayı gerektiriyor.

Havacılık sektörü, küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %2-3’ünü oluşturarak iklim değişikliğiyle mücadelede kritik bir konuma sahiptir. Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF), bu sektörün karbon ayak izini azaltmada önemli bir seçenek olarak öne çıkıyor. Bu nedenle devlet kurumlarından rafineri şirketlerine ve havacılık sektöründeki paydaşlara kadar birçok aktör, tarım ve orman atıklarından CO₂ ve yeşil hidrojen kullanımına kadar uzanan geniş bir teknoloji yelpazesini araştırarak geleneksel jet yakıtını yenilenebilir kaynaklara dayalı SAF ile ikame etme çabası içindedir. Bu kapsamlı yaklaşım, sadece maliyet-etkin çözümler üretmekle kalmayıp, aynı zamanda havacılığın net-sıfır hedeflerine ulaşma sürecini hızlandırarak küresel ölçekte sürdürülebilirlik standartlarını yükseltmeyi amaçlıyor.

Son yıllarda birçok ülke ve bölgesel otorite, havacılığın iklim hedeflerini tutturabilmesi için SAF kullanımını zorunlu kılmaya başlamıştır. Örneğin Avrupa Birliği “ReFuelEU Aviation” girişimiyle, tüm havayollarında kademeli olarak artacak bir SAF harmanlama yükümlülüğü getirmiştir. Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri ve Asya-Pasifik’teki bazı ülkeler, yasal düzenlemeler ve teşvik mekanizmaları (vergi indirimleri, Ar-Ge destekleri, altyapı yatırımları vb.) aracılığıyla sektörün SAF kullanımına geçişini hızlandırmaya çalışılıyor.

Küresel SAF Pazarına Genel Bakış
2023 itibarıyla SAF arzı, küresel sivil havacılıkjet yakıtı tüketiminin yaklaşık %0,2’sini; 2024 itibarıyla ise %0,53’ünü karşılıyor. Bu artışta çevre düzenlemeleri, havayolu şirketlerinin karbon ayak izini azaltma taahhütleri ve “daha yeşil” uçuş talep eden kurumsal müşterilerin rolü büyüktür. Son dönemde, %100 SAF ile gerçekleştirilen test uçuşları (örn; Virgin Atlantic Londra- New York uçuşu ) ve mevcut yakıt altyapısının SAF’a uyarlanması gibi gelişmeler, daha yüksek harman oranlarının teknik ve operasyonel fizibilitesini kanıtlıyor. Ayrıca CORSIA sertifikalı SAF yakıtları, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) tarafından onaylanarak karbon dengeleme mekanizmasında yerini alıyor.

  • Avrupa Birliği’nde ReFuelEU Aviation girişimi ve AB Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ile Yenilenebilir Enerji Direktifi (RED) revizyonları kapsamında 2025’ten itibaren havalimanlarında artan oranlarda SAF arzı zorunlu hale gelmiştir. Sayılar eklenebılır
  • ABD’de, SAF Grand Challenge programıyla 2030’da yaklaşık 11 milyar litre, 2050’de yaklaşık 45 milyar litre üretim hedefleri açıklanmıştır. Federal teşvikler (Enflasyon Azaltma Yasası kapsamı gibi) ve eyalet bazlı programlar bu büyümeyi destekliyor.
  • Asya-Pasifik bölgesinde Japonya, Singapur ve Avustralya gibi ülkeler; kamu-özel sektör girişimleri ile yenilenebilir enerji ve hammadde tedarikine yönelik stratejik yatırımlar yapıyor.
  • Orta Doğu’da, Power-to-Liquid (PtL) projeleri yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanarak fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmayı hedefliyor.

Türkiye’ye Yönelik Öngörüler:
Türkiye, artan yolcu trafiği ve AB havacılık mevzuatıyla uyum ihtiyacı nedeniyle SAF konusuna giderek daha fazla odaklanıyor. Mevcut sanayi altyapısının biyokütle ya da atık yağ tabanlı hammaddelerle kademeli entegrasyonu; kısa-orta vadede HEFA yöntemli SAF üretimine kapı aralıyor. Ayrıca, güneş ve rüzgâr potansiyelinden yararlanarak PtL teknolojilerinin pilot ölçekte uygulanması teknoloji portföyü açısından çeşitlilik sağlayacaktır. 2030’lu yıllarda Türkiye’de de SAF kullanımının, özellikle İstanbul ve Ankara gibi merkez konumlu havalimanlarında, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı Talimatı (SHT-SAF) ile AB paralelinde zorunlu veya teşvikli harmanlama oranlarıyla artması öngörülüyor.

Mevcut ve Gelecek Üretim Kapasitesi
2024 itibarıyla küresel SAF üretim kapasitesi yıllık 1–1,5 milyon ton aralığındadır. Üretimde en yaygın yöntem Hydroprocessed Esters and Fatty Acids (HEFA) olup atık yağlar, hayvansal yağlar ve benzeri hammaddelere dayanıyor.

2030 Öngörüleri:

Küresel kapasitenin 4–5 milyon tona, AB özelinde ise 3,2–3,8 milyon tona çıkabileceği öngörülüyor. Bu rakamlar, politika etkinliği ve yatırım düzeyi gibi etmenlere göre değişebilir. Bunun yanı sıra, PtL gibi ileri teknolojilerin de devreye girmesiyle 5–6 milyon ton veya daha yüksek kapasitelere ulaşılabilecektir.

2050 Sonrası Öngörüler:
Havacılık sektörü, sınırlı sürdürülebilir biyokütle ve yenilenebilir enerji kaynakları için diğer sektörlerle rekabet edecektir. Özellikle PtL gibi yöntemlerin, yeşil hidrojen ve yakalanmış CO₂ kullanarak üretilen sentetik yakıt payını 2050’de küresel SAF üretiminin %50’sine kadar yükseltmesi bekleniyor. Küresel talebi karşılamak üzere 500–800 yeni SAF tesisi gerekebileceği ve her bir tesisin ortalama 1,8 milyar avro maliyetle inşa edilebileceği tahmin ediliyor.

CO₂ Emisyon Azaltımları
SAF kullanımı, konvansiyonel jet yakıtına kıyasla ürün yaşam döngüsü bazında %65–90 aralığında emisyon azaltımı sağlayabilir. Bu oran, kullanılan hammaddenin türüne (atık yağlar, kentsel atıklar, alg vb.), üretim yöntemine (HEFA, Fischer-Tropsch, AtJ veya PtL) ve enerji girdilerine (yenilenebilir/fosil) göre değişir. Bu aralık, ülkelerin altyapı ve enerji kaynağı çeşitliliğiyle de yakından ilişkilidir. Türkiye gibi yenilenebilir enerji potansiyeli yüksek ülkelerde, iyi planlanmış yatırımlarla  yüksek emisyon azaltım oranlarına ulaşılması mümkündür.

SAF Fiyatları ve Maliyet Eğrisi
2023’te, S&P Global Commodity Insights, Argus Media ve General Index verilerine göre konvansiyonel jet yakıtı fiyatı ton başına yaklaşık 816 avro civarında seyrederken, HEFA tabanlı SAF fiyatı 2.700–2.800 avro aralığında gerçekleşmiştir. Böylece SAF, fosil yakıtın 2–4 katı kadar daha pahalı kalıyor. Gelişen üretim teknolojileriyle (örn; Fischer-Tropsch, AtJ) maliyetler ton başına 1.600 avroya kadar düşebilirken, PtL yakıtları ise bugün için 5.000–8.700 avro aralığıyla en pahalı seçenekler arasındadır. Ancak yenilenebilir enerji arzının artmasıyla PtL maliyetlerinin uzun vadede önemli ölçüde düşmesi bekleniyor.

Yakıt giderlerinin havayollarının operasyonel maliyetlerinin %20–30’unu oluşturduğu göz önüne alındığında, vergi teşvikleri, yeşil finansman modelleri ve kurumsal müşteri talebi bu fiyat makasını daraltmada kritik öneme sahiptir. Türkiye’de de benzer şekilde teşvik, vergi düzenlemesi ve sektörel iş birlikleriyle maliyet rekabetçiliği artırılabilir.

5. SAF Benimsenmesini Destekleyen Eylemler

  • Havayolları: Kurumsal ortaklıklarla “book-and-claim” sistemini yaygınlaştırarak, SAF’a ek ödeme yapan şirketlere emisyon azaltım haklarını devredebilir.
  • Rafineriler ve Yakıt Tedarikçileri: Geleneksel rafinerilerini biyoyakıt veya PtL yakıtları üretecek şekilde dönüştürmeye başlıyorlar.
  • Altyapı İşletmecileri: Bazı bölgelerde SAF boru hattı taşımacılığı ve havalimanlarında harmanlama üniteleri kuruluyor.
  • Hükûmetler ve Düzenleyiciler: Zorunlu harman oranları, vergi indirimleri, kredi garantileri, hibe programları ve CORSIA gibi küresel mekanizmalarla SAF kullanımını destekliyorlar.
  • Teknoloji Sağlayıcıları: Ar-Ge yatırımlarıyla modüler Power-to-X (PtX) tesisleri ve alg tabanlı biyoyakıtlar gibi yeni çözümler üzerinde çalışıyorlar.

Sonuç ve Değerlendirme
Küresel havacılık sektörünün net-sıfır hedefine ulaşmasında, uçakların yakıt verimliliğinin artması ve alternatif tahrik sistemlerinin (elektrikli veya hibrit) gelişmesi havacılık karbon ayak izini azaltabilir. Ancak konvansiyonel jet yakıtının yerini alabilecek en etkin kısa-orta vadeli çözüm olarak, SAF’ın hızlı ölçeklenmesi kritik rol oynayacaktır. Avrupa Birliği öncülüğünde şekillenen düzenleyici çerçeveler ve yaptırımlar, ABD ve Asya-Pasifik’teki büyük yatırım hamleleri ile Orta Doğu’nun yenilenebilir enerji fırsatları, SAF pazarını güçlendiriyor. Türkiye’nin coğrafi konumu, Avrupa pazarlarına yakınlığı ve zengin yenilenebilir enerji potansiyeli (güneş, rüzgâr, biyokütle vb.), SAF üretimi için gereken hammadde ve enerji tedarik zincirlerini kolaylaştırabilir. Bu avantajların değerlendirilmesi için, teşvik mekanizmalarının (vergi indirimleri, Ar-Ge destekleri vb.) hayata geçirilmesi, devreye alınacak Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kapsamındaki gelirlerin bir kısmının SAF projelerine “yeşil vergi”  olarak aktarılmasının değerlendirilmesi ve ulusal bir SAF yol haritasının hazırlanması önemlidir. Böylece Türkiye, sürdürülebilir havacılık yakıtları alanında bölgesel ve küresel ölçekte öne çıkacak ülkelerden biri haline gelecektir.

 

 

Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) Nedir?

SAF, geleneksel fosil jet yakıtlarına alternatif olarak havacılık sektöründeki karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik umut vaat eden bir çözümdür. Başlıca iki kaynaktan üretilebilir: 

- Yenilenebilir veya atık türevli biyolojik kaynaklar: Kökenlerine göre sürdürülebilirlik kriterlerini karşılayan yenilenebilir yağlar, lignoselülozik biyokütle, atıklar, şekerler ve düşük karbon yoğunluklu yenmeyen nişastalar. 

- Yakalanan CO₂ ile birleştirilen hidrojen: Yenilenebilir kaynaklardan elde edilen elektrikle su elektrolizi yoluyla üretilen “yenilenebilir hidrojen”  veya nükleer enerji/ CCUS bazlı fosil yakıtlardan elde edilen “düşük karbonlu hidrojen”. Bu yakıt türü, “e-SAF” (Power-to-X, sentetik yakıtlar veya e-yakıtlar) olarak adlandırılır. 

SAF, "drop-in" yakıt özelliği taşır; yani geleneksel jet yakıtı ile harmanlanabilir. Ana sertifikalı yöntemler (ASTM onaylı FT-SPK, ATJ-SPK ve HEFA-SPK) kapsamında, hacimce %50'ye kadar harmanlama mümkündür. Bu süreçte ekipman değişikliği, özel altyapı veya tedarik zinciri modifikasyonu gerektirmez, dolayısıyla yatırım maliyetleri minimize edilir. 

 

SAF, mevcut motorlar ve havaalanı sistemleriyle uyumluluğu sayesinde havacılık sektörünün karbonsuzlaşma hedeflerine ulaşmasında kritik bir rol oynayabilir.

 

TTGV e-bültenine katılmak ve
bizden haberdar olmak için
kayıt olabilirsiniz.