Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı

SEMİH DİLSİZ TTGV İklim Öncüsü Yapay-Zeka Fabrikası Chief Commercial Officer

 

İklim krizi ile mecburi bir dönüşüme girdik. Bunu herkes yaşamına adapte ederken TTGV olarak sizi çalışma alanınız ve alana sunduğunuz değer sonucunda “İklim Öncüsü” seçtik. Peki, sizin iklim öncüsü olmadaki motivasyonunuz neydi? 

Ulaşım sektörü bugün küresel karbon salımının %23’ünü oluşturuyor ve şehir içi emisyonlarda en hızlı büyüyen alan hâline geldi. Dünyada günlük yolculukların %52’si 8 km’nin altında, Türkiye’de ise şehir içi yolculukların %54’ü 7 km’nin altında olmasına rağmen bu yolculukların büyük bölümü hâlâ fosil yakıtlı araçlarla yapılıyor. Benim motivasyonum, bu dönüşümün tam merkezinde yer alan mobilite alanında yıllardır hem kurumsal hem girişimci olarak çalışırken gördüğüm şu gerçek oldu: Ulaşım alışkanlıklarını değiştirmeden, güçlü kurum ve uzmanları bir araya getirmeden iklimle uyumlu çalışmalar yapamaz, şehirler kuramayız. Kurucusu olduğum Greenmile Mobility’deki deneyimlerim, mikromobilite ve son kilometre lojistik üzerine yaptığım çalışmalar ve komünitemizde gördüğüm: küçük müdahaleler bile kentlerde ve yaşamın merkezinde ölçülebilir bir etki yaratıyor.

 

İklim öncüsü olmak benim için bir unvan değil daha yaşanabilir, erişilebilir ve adil şehirler yaratma sorumluluğunu paylaşmak demek. Sadece konuşmak ya da raporlar hazırlamak yerine hayata geçen somut adımlar atmak, bu adımları atacak kişi ve kurumları bir araya getirip birlikte değer yaratmak.

 

 

Türkiye ve dünyada iklim krizi, iklim teknolojileri ve sürdürülebilirlik artık sadece gündem maddesi değil; stratejik bir zorunluluk. Peki, bu alanda hangi konulara öncelik vermeliyiz?

•     Kısa mesafeli yolculukların düşük karbonlu ulaşım modlarına kaydırılması. McKinsey ve ITDP verilerine göre e-bike, e-scooter gibi mikromobilite kullanımının artması, şehirlerde kişi başı yıllık karbon salımını %12’ye kadar azaltabiliyor. Avrupa’da elektrikli bisiklet satışları 2024’te 7.2 milyon, elektrikli scooter satışları ile 3 milyon adet ile rekor kırdı; bu sayı elektrikli araç satışlarının üzerinde. Türkiye’nin mevcut ulaşım yapısında bu geçişin etkisi çok daha büyük olabilir.

•  Veri paylaşımı ve “şehir içi hareketlilik zekâsı” oluşturulması. Bugün mobilite operatörlerinin topladığı rota, yoğunluk, hız, kullanım ve karbon verileri şehirlerin en değerli planlama girdisi. Ancak Türkiye’de kamu–özel–akademi arasında entegre bir mobilite veri modeli henüz oluşmadı. Bu ana veri modeli oluştuğunda şehirlerin, yolların planlamasından tutun, insan odaklı şehirlerin nasıl kurgulanmasına kadar birçok yatırımı çok daha verimli, yaşadığımız şehirleri de daha yaşanabilir hale getirebiliriz. “Her hareket bir veri noktasıdır” yaklaşımıyla bu kapasiteyi güçlendirmemiz gerekiyor.

•     Davranış dönüşümü ve kapsayıcı ulaşım. Kullanıcı güveni, kadınların katılımı, güvenli hatlar ve fiyat erişilebilirliği kritik. Bir örnekle aktarıyım: Örneğin Tripy’nin operasyon yaptığı şehirlerde kadın kullanıcı oranı son iki yılda %34 artış gösterdi. Bu ve benzeri değişimler sadece bir ulaşım başarısı değil, sosyal dönüşüm göstergesidir.

•   Enerji–mobilite entegrasyonu. 2050 net-sıfır senaryolarında ulaşımda elektrifikasyonun payı %65’in üzerine çıkıyor. Bu nedenle mikromobilite, EV şarj ağları ve yenilenebilir enerji altyapısının birlikte düşünülmesi gerekiyor.

 

Yakın gelecekte iklim teknolojilerinde hangi kırılmalar ve yenilikler öngörülüyor? Sektörlere etkisi ne olacak?

1) Şehirler veriyle yönetilecek – “Predictive Mobility” dönemi. Talep tahmini, rota optimizasyonu ve karbon azaltım hesaplamaları şehirlerin yeni karar alma araçları olacak. Örneğin Paris’te yapılan mikromobilite entegrasyonu, trafik yoğunluğunu %14 azaltırken, hava kalitesinde %6 iyileşme sağladı. Türkiye’de benzer etkiyi yaratmak için Data for Cities benzeri açık veri modellerine ihtiyaç var.

 

2)     Mikromobilite toplu taşımayla bütünleşecek. Avrupa’da mikromobilitenin toplu taşımaya bağlantı oranı %24’e ulaştı. Singapur “first & last mile” stratejisiyle toplu taşımadaki kullanıcı deneyimini %30 iyileştirdi. Türkiye’de de mikromobilite; metro, metrobüs ve minibüs hatlarının doğal tamamlayıcısı olacak.

 

3)     Dirençli ve yaşanabilir şehirler mobilite etrafında şekillenecek. Dünya Bankası verileri, bisiklet yollarına yapılan her 1 birim yatırımın topluma 5 birimlik ekonomik fayda olarak döndüğünü gösteriyor. Düşük emisyon bölgeleri, karbon-nötr kampüsler, güvenli bisiklet koridorları ve çok modlu ulaşım merkezleri Türkiye’nin de önümüzdeki 5 yılda göreceği temel dönüşümler arasında.

 

Sonuç: Mobilite sadece ulaşımın geleceği değil; iklim uyumu, enerji dönüşümü ve şehir yaşamının geleceğinin kesişim noktası. İşte tam da bu nedenle bu alanda üretmek, deneyim paylaşmak ve toplulukları bir araya getirmek her zamankinden daha kıymetli.

 

TTGV e-bültenine katılmak ve
bizden haberdar olmak için
kayıt olabilirsiniz.