TUĞBA UÇAR DEMİR
TTGV İklim Öncüsü Eczacıbaşı Holding Kıdemli İnovasyon Yöneticisi
İklim krizi ile dünya mecburi bir dönüşüme girdi. Hepimiz yaşamlarımıza bunu adapte ederken, TTGV olarak biz de iklim krizi ve iklim teknolojileriyle ilgili elimizi taşın altına koyduk ve alanda çalışmalara başladık. Sizi de çalışma alanınız ve alana sunduğunuz değer sonucunda “İklim Öncüsü” seçtik. Peki, sizin iklim öncüsü olmadaki motivasyonunuz neydi?
İnşa edilmiş yapılı çevre şehirlerimizi, altyapımızı ve gündelik yaşam alanlarımızı şekillendiren fiziksel sistemlerin bütününü kapsıyor. Bu alan, iklim krizinin hem önemli nedenlerinden biri hem de dönüştürücü çözümler barındıran en kritik alanlardan biri. Bugün dünyadaki sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 37’si bu çevrenin inşası ve işletilmesinden kaynaklanıyor; kullanılan yapı malzemeleri (beton, çelik, cam, seramik vb.) bu etkinin merkezinde yer alıyor. Benim bu alandaki motivasyonum, yalnızca yeni teknolojiler geliştirmekten değil; var olan kaynakları, malzemeleri ve artık ürünleri yeniden değerlendirmekten besleniyor. Gelişen geri dönüşüm ve ayrıştırma teknolojileri sayesinde, atık olarak sınıflandırdığımız birçok malzeme aslında yeniden üretime kazandırılabilecek potansiyele sahip. Bu noktada farkındalığı artırmak ve kurumlar arası öğrenme mekanizmalarını geliştirmek benim için hem kişisel hem de profesyonel bir sorumluluk.
Malzeme Temelli Dönüşüm İklim Kriziyle Mücedelede Kritik Öneme Sahip
Türkiye ve dünyada iklim krizi, iklim teknolojileri ve sürdürülebilirlik önemli bir odak. Peki, bu alanda hangi konularda aktif çalışmalara ihtiyaç var? Neden?
İklim krizine karşı etkili çözümler, yalnızca karbon emisyonlarını azaltmakla sınırlı değil; üretim, tüketim ve yapılaşma biçimlerinin köklü dönüşümünü de gerektiriyor. Bu dönüşüm bütüncül bir yaklaşım istiyor, özellikle yapı sektöründe uzun süredir eksik kalan alanlarda aktif çalışmalara ihtiyaç var. İlk olarak, malzeme temelli dönüşüm, iklim krizine karşı mücadelede kritik öneme sahip. Yüksek emisyonlu yapı malzemeleri yerine, düşük emisyonlu ve sürdürülebilir alternatiflerin geliştirilmesi gerekiyor. Enerji verimliliği, karbon yakalama teknolojileri ve alternatif hammaddelerin kullanımı bu süreci desteklemeli. Özellikle “artık” kavramına dikkat çekmek istiyorum. “Atık” genellikle işlevini tamamen yitirmiş, geri dönüşümü mümkün olmayan maddeyi ifade ederken; “artık” hâlâ kullanım potansiyeline sahip kaynakları tanımlar. Bu nedenle artık bazlı üretim ve ileri dönüşüm (upcycling) teknolojileri daha fazla gündeme alınmalı. İkinci olarak, veri şeffaflığı ve izlenebilirlik büyük önem taşıyor. Malzemelerin yaşam döngüsü boyunca çevresel etkilerinin izlenebilmesi için dijital veri altyapılarının, malzeme pasaportlarının ve çevresel ürün beyanlarının (EPD) yaygınlaştırılması gerekiyor.
Türkiye’de bu tür veriler genellikle yurt dışından yüksek maliyetlerle temin ediliyor, ancak bu çalışmaların bizim yerel ürünlerimizi ne kadar temsil ettiği tartışmalı. Oysa bu tür izlenebilirlik mekanizmaları, hem sektörler arası kıyaslama yapmak hem de uzun vadeli stratejiler geliştirmek için vazgeçilmez. Ayrıca, iklim çözümlerinin yerel bağlamlara uyarlanması gerektiğine inanıyorum. Sadece büyük ölçekli, genel geçer teknolojiler değil; yerel kaynaklara ve ihtiyaçlara göre şekillenmiş çözümler de geliştirilmelidir. Endüstriyel simbiyoz, yerel iş birlikleri ve kurumlar arası malzeme akışlarının optimize edilmesi gibi yaklaşımlar, hem ekonomik hem de çevresel açıdan yüksek etki yaratabilir. Teknolojik dönüşümün yanı sıra toplumsal farkındalık ve davranış değişikliği de kritik öneme sahip. Karar vericilerden bireylere herkes bu süreci içselleştirmeli; komüniteler kurarak, birlikte öğrenerek ve iyi örnekleri görünür kılarak dönüşüm desteklenmeli. Evsel artıkların ayrıştırılması ve geri dönüşüme etkin katılım gibi basit adımlar, sistemsel dönüşümün bireysel düzeydeki tamamlayıcısıdır. Bu sürecin başarısı, kolektif bir irade ile mümkündür.
Temsil ettiğiniz tematik alanda, yakın gelecekte iklim teknolojileri açısından ne tür dönüşümler, yenilikler ya da kırılma noktaları öngörüyorsunuz? Bu öngörülerin sektörünüzdeki etkileri neler olabilir?
Yapılı çevre alanında iklim teknolojileriyle ilgili önemli dönüşümler kapıda. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve ulusal düzenlemelerle, yapı sektöründe karbon ayak izi raporlaması zorunlu hale geliyor; bu da şeffaf, dijital ve çevresel etkileri izlenebilir üretim süreçlerini zorunlu kılıyor. Aynı zamanda, tarım artıkları gibi kaynaklardan üretilen biyobazlı ve negatif karbonlu malzemeler, çevresel faydanın yanı sıra ekonomik fırsatlar da sunuyor. Start-up iş birlikleri ve yapay zekâ destekli artık-girdi eşleştirme sistemleri, endüstriyel simbiyozu ölçeklenebilir hale getirebilir. Geri dönüştürülmüş ve simbiyotik kaynaklı ürünlerin pazarlama değerinin artması, sektörel rekabette yeni bir dönemi başlatabilir. Bu dönüşüm sadece sürdürülebilir üretimi değil, aynı zamanda iş modellerini ve maliyet dengelerini de yeniden şekillendirecek. Tüm bu gözlemler, uzun yıllara dayanan bir ihtiyaç farkındalığının sonucu. Ve inanıyorum ki bu dönüşümün parçası olmak isteyen birçok kişi var. Eğer siz de aynı umut ve kaygıları paylaşıyorsanız, gelin birlikte düşünelim, üretelim. Çünkü bu yolculuk ancak birlikte anlamlı hale gelir.
